|
İÇİNDEKİLER
1.
EKONOMİK ve PARASAL
BİRLİK (EPB)
1.1.
EPB nedir?
1.2.
EPB fikri nasıl doğdu?
1.3.
Ekonomik ve Parasal
Birlik nedir?
2.
AVRUPA PARA BİRLİĞİNİN
GELİŞİMİNE DAHA
AYRINTILI BİR BAKIŞ
2.1.
Ekonomik ve Parasal
Birliğin Son Aşamasına
Geçiş Kriterleri/Maastrict
Kriterleri
2.2.
Para Politikası: Avrupa
Merkez Bankasının rolü
2.3.
Avrupa Merkez Bankası
ile Avrupa Para
Enstitüsünün arasındaki
farklar
2.4.
Avrupa Merkez Bankaları
Sisteminin görevleri
nelerdir?
3.
EPB ve AB'YE ADAY
ÜLKELER ve TÜRKİYE
4.
TEK PARAYA GEÇİŞİN
TÜRKİYENİN DIŞ TİCARETİ
VE REEL SEKTÖR
ÜZERİNDEKİ OLASI
ETKİLERİ
5.
KAYNAKÇA
EKONOMİK ve PARASAL
BİRLİK (EPB)
EPB nedir?
Avrupa Ekonomik ve
Parasal Birliği (EPB)
Avrupa'nın kırk yıldır
devam eden ekonomik
entegrasyonunda atılacak
bir sonraki en önemli
adım olmuştur. 1957
yılında imzalanan Roma
Antlaşması "Avrupa
halkları arasında çok
daha yakın bir birlik"
kurulması hedefini
belirlemişti. Avrupa Tek
Pazarının son aşamasına
erişmek amacıyla, Avrupa
Birligi (AB) Üyesi
Ülkeler EPB'nin teşkil
edilmesi hususunda
anlaşmaya varmışlardır.
Katılımcı ülkeler
arasında ekonomik
anlamda daha yüksek
derecede bir
birlikteliğin
başarılması Avrupa'nın
yeni tek para birimi,
euro'nun doğmasına imkan
sağlamıştır. Birkaç
yüzyıldır Avrupa
ülkelerinin
egemenliklerinin sembolü
ve aracı olan para
birimlerinin
birleştirilmesi Roma
İmparatorluğundan bu
yana tarihte emsali
görülmemiş ve dünyanın
bir başka yerinde
eşdeğeri olmayan
cüretkar bir girişimdir.
Uzun yıllar boyunca
dikkatle ve uzun uzadıya
planladıktan sonra, EPB
7 Şubat 1992 tarihinde
Maastricht'da imzalanan
Avrupa Birliği
Antlaşmasının temel
taahhütlerinden biri
olmuştur.
Ekonomik ve Parasal
Birlik katılımcı bütün
Üye Ülkeler için
avantajlar
getirmektedir.EPB'nin
genel avantajı Üye
Ülkelerin tasarruf
etmelerine imkan veren
istikrarlı bir ekonomik
ortamın yaratılmasıdır.
Nasıl? İlk olarak, EPB
euro alanı içinde para
mübadelesinden doğan
maliyetleri ortadan
kaldırmaktadır. İkinci
olarak, sağlıklı bir
rekabet ortamını
harekete geçiren, daha
kolay bir fiyat
mukayesesine imkan
tanımaktadır. Burada,
nihai anlamda,
masraflarının daha da
azaldığını görecek olan
Avrupa vatandaşları ve
tüketicileri kazançlı
çıkacaktır. Son olarak,
EPB kur riskini ortadan
kaldırarak, özellikle
küçük ve orta ölçekli
işletmeler olmak üzere
mahalli girişimciler
için çok daha kazançlı
bir ticaret ve yatırım
ortamı getirmektedir.
Nihai sonuç, büyüme ve
istihdamı destekleyecek
daha sağlam, yeni bir
ekonomik çerçeve ile çok
daha rekabetçi bir
Avrupa'dır. Ayrıca,
istikrarlı ve belli
başlı bir uluslararası
para birimi olma amacı
güden euro uluslararası
para sistemine de daha
büyük bir istikrar
fırsatı sunmaktadır.
Ekonomik ve Parasal
Birlik nedir?
Ekonomik ve Parasal
Birlik AB Tek Pazarı
bünyesinde (insanların,
malların, hizmetlerin ve
sermayenin herhangi bir
kısıtlama olmaksızın
hareket ettiği) tek para
birimi alanıdır. EPB ile
birlikte, katılımcı
bütün AB Üyesi Ülkeler
için tek bir para birimi
euro ve tek bir para
politikası vardır. Bunun
yanı sıra, ulusal ve
ekonomik politikalar
ülkelerin sorumluluğunda
kalmaya devam
etmektedir, ancak, bu
politikalar ortak bir
amaç ve yükümlülükler
çerçevesi içinde
şekillenmektedir. Özet
olarak, EPB AB içinde
ekonomik büyüme ve
istikrar çatısını
yaratmayı
amaçlamaktadır.
EPB fikri nasıl
doğdu?
Ekonomik ve Parasal
Birliğin (EPB)
oluşturulması Avrupa
Birliği'nin 1960'lı
yıllardan beri
gerçekleştirmeyi
düşündüğü bir projedir.
Başlangıcı, EPB'nin
Lahey'de toplanan Avrupa
Zirvesi tarafından resmi
bir amaç haline
getirildiği 1969 yılına
kadar uzanmaktadır.
Hemen ardından, Werner
raporu on yıllık bir
sürede ekonomik ve
parasal birliğin
başarılması için bir
plan sunmuştur. Ancak,
petrol krizi, ekonomik
politikalar arasındaki
ayrılmalar ve doların
zayıflığı nedeniyle,
paraların "parasal bir
yılanda" bir araya
getirilmesi için
başlangıçta sarf edilen
çabalar sadece Almanya,
Danimarka ve Benelüks
ülkelerini içine alan
bir düzenleme ile
sonuçlanabilmiştir.1979
yılında, yeni çabalar;
parasal işbirliğinde eşi
görülmemiş bir gelişmeyi
temsil eden Avrupa Para
Sisteminin (APS)
yaratılmasıyla birlikte,
bu süreci yeniden
başlatmıştır. Avrupa
Ekonomik ve Parasal
Birliği ve EURO Almanya
Başbakanı Helmut Schmidt
ve Fransa Cumhurbaşkanı
Valéry Giscard
D'Estaing'in önderlik
ettigi APS katılımcı
ülkelerin para birimleri
arasındaki
dalgalanmaları azaltarak
Avrupa'da parasal
istikrar bölgesi
yaratmayı
amaçlamaktaydı. Bu
kavram ECU'ya kıyasla
tanımlanan temel kurlara
dayanıyordu, ki bu da
Üye Ülkelerin para
birimlerinin
ortalamasını temsil eden
yeni bir oluşumdu.
AVRUPA PARA BİRLİĞİNİN
GELİŞİMİNE DAHA
AYRINTILI BİR BAKIŞ
Uluslararası parasal
istikrarı sağlamada,
özellikle ilk yıllarda
başarılı olan Bretton
Woods sisteminin
istikrarın sağlanması
açısından yeterli
olacağı beklentisi,
Avrupa Ekonomik
Topluluğunu Kuran
Antlaşmayı
hazırlayanların (Roma
Antlaşması)
parasal politikalarda,
sınırlı bir diyalogun
ötesinde bir yaklaşıma
yer vermemelerine neden
olmuştur. [3]3]
Sistemin zayıf yönlerine
ilişkin ilk sinyaller
1950lerin sonunda
ortaya çıkmaya
başlamıştır. 1968-1969
yıllarında piyasalarda
ciddi bir türbülans
yaşanmıştır.
Fransız Frangı devalue
edilirken Alman Markı da
değer kazanmıştır. Bu
gelişme diğer para
birimlerinin istikrarını
ve Ortak Tarım
Politikası çerçevesinde
belirlenen ortak fiyat
sistemini tehdit etmeye
başlamıştır.[4]4]
Bu kapsamda, 1969
yılında yayımlanan Barre
Raporu önemlidir. Rapor,
üye ülkelerin ekonomi
politikalarında daha
fazla işbirliğini ve
daha yakın parasal
işbirliğini önermiştir.
Öneri, bütünleşme
sürecine kesin bir ivme
vermiştir. Aralık
1969daki Lahey
Zirvesinde, üye Devlet
liderleri, Ekonomik ve
Parasal Birliği Avrupa
entegrasyonunun resmi
hedefi haline getirmeyi
kararlaştırmıştır. O
dönemin Luksemburg
Başbakanı Pierre
Werner başkanlığında
oluşturulan yüksek
düzeydeki bir gruba,
Ekonomik ve Parasal
Birlik Hedefinin 1980
yılına kadar nasıl
gerçekleştirilebileceğine
ilişkin bir Rapor
hazırlama görevi
verilmiştir.
Werner Grubu nihai
raporunu Ekim 1970de
tamamlamıştır. Rapor,
tam bir ekonomik ve
parasal birliğin, üç
aşamalı bir plan
dahilinde 10 yıl içinde
gerçekleştirilmesini
tasarlamıştır.
Nihai hedef, sermayenin
dolaşımının
liberalleştirilmesi,
döviz kurlarının bir
daha geri dönülemeyecek
biçimde sabitlenmesi ve
tek bir paranın
ulusal paraların yerini
almasının sağlanması
olarak öngörülmüştür.
Rapor ayrıca, ekonomi
politikalarının
koordinasyonunun
güçlendirilmesi ve
ulusal bütçe
politikaları konusunda
temel ilkelerin
belirlenmesini tavsiye
etmiştir.
Mart 1971de, Werner
Raporunda tavsiye edilen
bazı temel hususlarda
uzlaşma sağlanamamasına
rağmen, üye devletlerin
tamamı, Ekonomik ve
Parasal Birliğin üç
aşamada
gerçekleştirilmesini
ilke olarak
onaylamışlardır. Ulusal
paraların dalgalanma
marjlarının
daraltılmasını içeren
Birinci aşama,
sürdürülmesi konusunda
herhangi bir
bağlayıcılık olmadan,
denenmek üzere
başlatılmıştır.
Ağustos 1971de, Bretton
Woods sisteminin çöküşü
ve ABD Hükümetinin
doları dalgalanmaya
bırakma kararı, ciddi
bir istikrarsızlık
dalgası oluşturmuştur.
Dolayısıyla, Avrupa
paraları arasında
belirlenen paritelerin
sürdürülmesinde de ciddi
sorunlar yaratmıştır.
Dolayısıyla, Ekonomik ve
Parasal Birlik projesi
de aniden duraklama
sürecine girmiştir. Mart
1972de üye devletler,
tüneldeki yılan
kavramını yaratarak
parasal bütünleşme
girişimlerine taze bir
ivme kazandırmışlardır.
Tüneldeki
yılanmekanizması,
ulusal paraların ABD
doları karşısında dar
bir marj içinde (tünel)
dalgalanmasını (yılan)
öngörmektedir. Görüldüğü
gibi, bu sistemde,
dalgalanma yılanı,
dalgalanma marjı ise
tüneli oluşturmaktadır.
Ancak, petrol kriziyle
birlikte, dolardaki
zayıflık ve üye
devletlerin ekonomi
politikaları arasındaki
farklılık nedeniyle, iki
yıldan daha kısa bir
süre içinde, yılan
uygulaması üyelerinin
çoğunu kaybetmiş ve
sonuçta, Almanya,
Benelux ülkeleri ve
Danimarkanın yer aldığı
bir Mark alanına
indirgenmiştir.
1979 yılında, Fransa ve
Almanyanın teşvikiyle,
parasal istikrar alanı
oluşturma çabaları
yenilenmiş ve bir
Avrupa Para Sistemi
kurulmuştur. Sistem,
sabit, ancak
ayarlanabilir döviz
kurları çerçevesine
dayandırılmıştır.
Birleşik Krallık
dışındaki tüm üye
devletler, oluşturulan,
döviz kuru
mekanizmasına dahil
olmuşlardır.
Döviz kuru
mekanizmasının
dayanağını üç ilke
oluşturmuştur: Döviz
kurları, Avrupa Hesap
Birimi olan ECU
karşısındaki merkezi
kurlar üzerine
oturtulmuştur. Döviz
kurlarındaki
dalgalanmanın, ikili
kurlarda % 2,25lik
marjı geçmemesi
öngörülmüştür. İtalyan
lireti için ise % 6lık
bir dalgalanma marjı
tanınmıştır.
ECU, Üye ülke
paralarının belirli
ağırlıklarla
katıldıkları bir sepet
şeklinde
hesaplanmaktaydı.
Sepette bütün Topluluk
paraları yer almakta, bu
para birimlerinin
sepetteki ağırlıkları
her ülkenin GSMHsı,
Topluluk ticaretindeki
payı, dış ticaret
dengesi gibi kriterlerin
yansıra, kredi
mekanizmasının bir aracı
olan kısa vadeli parasal
destekten yararlanma
oranı gibi ekonomik
kriterler dikkate
alınarak
hesaplanmaktaydı.
Örneğin, sepette, Alman
Markının ağırlığı,
0.6242 iken, Lüksemburg
Frangı 0.130, Yunan
Drahmisi 1.440 ve
İngiliz Sterlini 0.08784
olarak belirlenmişti.
On yılı aşan uygulama
süresinde, Avrupa Para
Sistemi döviz kurundaki
farklılığı
azaltamamıştır.
1985 yılında İç Pazar
Programının kabul
edilmesiyle, özellikle
döviz kurlarındaki
değişiklik ve
belirsizliğe bağlı
olarak oluşan, alış
verişlerdeki nisbi
olarak yüksek maliyet,
Parasal Birlik
sağlanmadan iç pazarın
sunduğu potansiyelden
tümüyle
yararlanılamayacağını
giderek bariz şekilde
ortaya koymuştur. Bunun
ötesinde, bir çok
ekonomist, sermayenin
serbest dolaşımı, döviz
kurunda istikrar ve
bağımsız parasal
politikaların uzun
dönemde uyumlu olmadığı
görüşünü ileri
sürmüştür.
1988 yılı Haziran
ayında, Hannover Avrupa
Zirvesi, ekonomik ve
parasal birlik konusunu
incelemek üzere, Avrupa
Komisyonu Başkanı
Jacques Delors
başkanlığında bir komite
oluşturmuştur. Komitenin
1989 yılı Nisan ayında
sunduğu raporda,
ekonomik ve parasal
birliğin üç aşamada
tamamlanması
önerilmiştir. Rapor,
ekonomik politikalarda
daha fazla koordinasyon,
ulusal bütçe açıklarının
büyüklüğü ve finansmanı
ve Birliğin para
politikasından sorumlu
yeni ve tamamen bağımsız
bir kurumdan oluşan üç
ihtiyacı vurgulamıştır.
Delors Raporu temelinde,
1989 Haziranındaki
Madrid Zirvesinde,
Ekonomik ve Parasal
Birliğin ilk aşamasının
başlatılması
kararlaştırılmıştır.
Birinci aşama, 1 Temmuz
1990 tarihine kadar
sekiz üye devlette
sermayenin dolaşımının
tümüyle
serbestleştirilmesini
öngörmüştür.
Aralık 1989 Strazburg
Zirvesinde, ekonomik ve
parasal birlik için
Antlaşmada yapılması
gereken değişiklikleri
belirlemek üzere bir
hükümetler-arası
konferansın başlatılması
kararlaştırılmıştır.
Aralık 1990 Roma
Zirvesinde açıklanan
Hükümetler arası
Konferansın çalışmaları,
Aralık 1991 Maastricht
Zirvesinde benimsenerek
7 Şubat 1992 tarihinde
imzalanan Avrupa Birliği
Antlaşmasını ortaya
çıkarmıştır.
Antlaşma, EBPnin, somut
bir takvim dahilinde,
birbirini takip eden üç
aşamada, yüzyılın
sonunda tamamlanmasını
öngörmüştür. Buna göre;
·
İlk aşama Temmuz
1990da başlamıştır.
Konsey, ekonomik ve
parasal yakınlaşma
konusunda sağlanan
başarıyı
değerlendirirken, üye
devletler de Antlaşmada
yer alan belli
yasaklamalara uyum
sağlamak üzere gerekli
düzenlemeleri
gerçekleştirmek
yükümlülüğü altına
girmiştir. Burada sözü
edilen yasaklamalar,
sermayenin dolaşımının
engellenmesinin
yasaklanması; ulusal
merkez bankalarının kamu
mercilerine ve kamu
işletmelerine, overdarft
( bankadaki hesap
mevcudundan fazla çekme)
uygulamalarının
yasaklanması; kamu
işletmelerinin mali
kurumlardan ayrıcalıklı
şekilde yararlanmasına
ilişkin düzenlemelerin
yasaklanmasından
oluşmaktadır.
12 Mart 1990 tarih ve
90/141/EEC numaralı
Konsey Kararıyla,
ekonomik ve parasal
birliğin ilk aşamasında
ekonomi politikalarının
ve performansların
aşamalı olarak
yakınlaştırılmasının
sağlanmasına ilişkin
kurallar ortaya
konmuştur.
·
İkinci aşamaya geçiş
konusunda resmi bir
karar alınmamıştır.
Ancak, ikinci aşamaya 1
Ocak 1994 tarihinde
geçilmiştir. Üye
devletler, ekonomi
politikalarının
yakınlaştırılması
konusunda önemli gelişme
sağlamak durumundaydı.
Kamu finansmanı
konusunda, somut fakat
bağlayıcı olmayan
kurallar kabul
edilmiştir; kamu
maliyesi konusunda yeni
bir izleme mekanizması
getirilmiştir ve bu
izleme sistemi Komisyon
tarafından
yürütülmüştür. Parasal
politikaların
koordinasyonu Avrupa
Para Enstitüsünün
kurulmasıyla
kurumsallaştırılmıştır.
Enstitünün görevi,
ulusal merkez bankaları
arasında koordinasyonun
güçlendirilmesi ve tek
bir paranın piyasalara
tanıtılması süreci için
gerekli hazırlıkların
gerçekleştirilmesi
olarak
kararlaştırılmıştır.
·
Ekonomik ve Parasal
Birliği işaret ettiği
için, üçüncü aşamaya
geçiş, Antlaşma ile
ortaya konan objektif
kriterlere dayalı bir
dizi üst düzey ve
sürekli nitelikli
yakınlaşma
düzenlemelerinin
başarılmasını
gerektirmektedir. Bütçe
kuralları, bağlayıcı
olup, bu kurallara
uymayan üye devletler
için yaptırımlar söz
konusudur. Bu aşamada,
tek bir parasal politika
söz konusu olup, parasal
politikalar, ulusal
merkez bankaları ile
Avrupa Merkez Bankasının
oluşturduğu Avrupa
Merkez Bankaları
Sistemine (ESCB)
bırakılmıştır. ESCB,
Avrupa Para Enstitüsünün
yerini almıştır.
Ekonomik ve Parasal
Birliğin Son Aşamasına
Geçiş Kriterleri/Maastrict
Kriterleri
1.
Toplulukta en düşük
enflasyona sahip (en iyi
performans gösteren) üç
ülkenin yıllık enflasyon
oranları ile ilgili üye
ülkenin enflasyon oranı
arasındaki fark 1.5
puanı geçmemelidir.
2.
Üye ülke devlet
borçlarının GSYİHsına
oranı %60ı geçmemelidir.
3. Üye ülke bütçe
açığının GSYİHsına
oranı %3ü geçmemelidir.
4.
Herhangi bir üye ülkede
uygulanan uzun vadeli
faiz oranları 12 aylık
dönem itibariyle, fiyat
istikrarı alanında en
iyi performans gösteren
3 ülkenin faiz oranını 2
puandan fazla
aşamayacaktır.
5.
Son 2 yıl itibariyle üye
ülke parasının diğer bir
üye ülke parası
karşısında devalüe
edilmiş olmamalıdır.
Maastricht
Antlaşmasının
onaylanması sürecinde,
Danimarkada Haziran
1992de gerçekleştirilen
ilk referandumdan çıkan
olumsuz sonuç ve yine,
Eylül 1992de
Fransadaki referandum
öncesinde oluşan
belirsizlik, para
piyasalarında ciddi bir
türbulansa neden
olmuştur. Bu süreçte,
İngiltere ve İtalya,
ulusal paralarını Avrupa
Döviz Kuru
Mekanizmasından
çıkarmıştır. 1993 yılı
yazında Fransız Frangı
da, güçlü bir baskı
altına girmiştir. Bütün
bu gelişmeler sonucu, 2
Ağustos 1993de, Döviz
Kuru Mekanizmasında
öngörülen dalgalanma
marjı %15e
genişletilmiştir. Bu
gelişme, Ekonomik ve
Parasal Birliğin
geleceğine ilişkin
şüpheleri bir kez daha,
ekonomik ve mali
piyasalar ile kamu
oyunun gündemine
getirmiştir. Zira, bu
çevreler, zaten işsizlik
oranındaki artış ve
ekonomik durgunluk
konusunda oldukça hassas
durumdaydı.
Maastricht
Antlaşmasının 1 Kasım
1993 tarihinde yürürlüğe
girmesiyle, üye
devletler Ekonomik ve
Parasal Birliğin
gerçekleştirilmesi
konusundaki
kararlılıklarını bir kez
daha teyit etmişlerdir.
Bu tarihte, Danimarka ve
Birleşik Krallık
Ekonomik ve Parasal
Birliğin dışında kalma
hakkı (opt-out)
almışlardır.
Sürecin ilk aşaması,
sermayenin dolaşımının
serbestleştirilmesiyle
başlamış olmakla
birlikte, 1 Kasım 1993
tarihinde Avrupa Birliği
Antlaşmasının yürürlüğe
girmesi, Ekonomik ve
Parasal Birlik
hazırlıklarında asıl
başlama noktasını
oluşturmuştur.
Antlaşma doğrultusunda,
ikinci aşama 1 Ocak 1994
tarihinde, özellikle,
Avrupa Para Enstitüsünün
oluşturulmasıyla
başlamıştır. Enstitü
Münichde yer
almaktadır. Enstitünün
iki görevi vardır:
·
Ulusal merkez bankaları
arasında işbirliğinin
güçlendirmek ve üye
devletlerin ulusal para
politikalarının koordine
etmek ( bu aşama
süresince, para
politikası üye
devletlerin yetkisinde
bırakılmıştır),
·
Üçüncü aşamadan
itibaren, tek bir para
politikasını yürütecek
ve tek bir paranın
piyasalara sunulmasını
gerçekleştirecek olan
Avrupa Merkez Bankaları
Sisteminin kurulması
için gerekli hazırlık
çalışmalarını yürütmek,
İkinci aşama süresince,
üye devletler,
mevzuatlarının Antlaşma
ve Avrupa Merkez
Bankaları Sisteminin
Statüsü ile uyumlu hale
getirilmesini
sağlamalıdır. Bu
aşamada, ulusal merkez
bankaların
bağımsızlığına özel önem
verilmelidir. Ayrıca,
üçüncü aşamaya geçiş,
Antlaşmada yer alan dört
uyum kriterinin
gereklerini yerine
getirmekle doğrudan
bağlantılı olduğu için,
ekonomilerinin
yakınlaştırılması
yönünde ciddi başarı
sağlanmalıdır.
1995 yılında yaşanan
kargaşa, büyük ölçüde
ABD dolarının değerinden
kaynaklanmıştır. Ancak,
bu gelişme Ekonomik ve
Parasal Birliğin
gerçekleştirilmesi
yönünde siyasi
kararlıklarının
güçlenmesine neden
olmuştur. Bu
kararlılık 15 16
Aralık 1995 Madrid
Zirvesinde kendini
göstermiş ve bu Zirvede,
Üye Ülkeler Devlet ve
Hükümet başkanları,
Antlaşmada yer alan
takvime uygun olarak, 1
Ocak 1999 tarihinde
üçüncü aşamaya geçişi
teyit emişlerdir.
Komisyon tarafından
hazırlanan Mavi Kitap
temel alınarak, 15 Üye
Devlet Başkanı, Euro
olarak isimlendirilen
tek paranın piyasaya
sürülmesine ilişkin
takvim ve senaryoyu
ayrıntılı olarak
açıklamışlardır.
MAASTRICHT ANTLAŞMASININ
ÖNGÖRDÜĞÜ EKONOMİK
YAKINLAŞMA
KRİTERLERİNE İLİŞKİN ÜYE
ÜLKELERİN 1996 YILI
DURUMLARI
ABnin tüm
kurumlarınca
gerçekleştirilen yoğun
çalışma sonucu, 13-14
Aralık 1996 Dublin
Zirvesinde, üye ülke
Devlet ve Hükümet
Başkanları, tek bir
paranın piyasaya
sürülmesi konusundaki
tüm gereklerin yerine
getirilmesi konusunda
siyasi bir uzlaşma
olduğuna işaret
etmiştir. Bu çerçevede
aşağıdaki konular
açıklığa
kavuşturulmuştur:
·
Euronun kullanımının
yasal çerçevesi,
·
Katı bütçe disiplininin
sağlanması açısından
İstikrar ve Büyüme
Paktı,
·
Euro bölgesine
katılmayan üye devletler
için yeni Döviz Kuru
Mekanizmasının yapısı.
Avrupa Para Enstitüsü
aynı zamanda, 1 Ocak
2002 tarihinden itibaren
dolaşıma sunulacak Euro
banknotların dizaynını
da gerçekleştirmiştir.
1996 ve 1997 süresince
ekonomide yaşanan
iyileşme, faiz ve
enflasyon oranlarındaki
beklenmedik düşük
düzeyler ve istikrarlı
döviz kuru( Fin
markkası Ekim 1996da
Avrupa Döviz Kuru
Mekanizmasına dahil
olmuştur ve İtalyan
lireti de Kasım ayında
tekrar Döviz Kuru
Mekanizmasına
dönmüştür), kamu
maliyesinde genel bir
iyileşmeye olanak
sağlamıştır ve üye
devletlerin çoğunun 1999
yılında Euroya
geçişlerini
kolaylaştırmıştır.
Üçüncü aşamaya geçiş
için gerekeli hazırlık
çalışmasının çoğu 1997
yılında tamamlanmıştır.
Dublinde siyasi uzlaşma
sağlanan düzenlemeler,
16-17 Haziran 1997
Amsterdam Zirvesini
müteakip kabul
edilmiştir. Aynı
Zirvede, üye ülke
hükümet başkanları
Yeni Döviz Kuru
Mekanizması üzerine
İstikrar ve Büyüme
Paktını da kabul
etmiştir. 12-13 Aralık
1997 tarihli Luksemburg
Zirvesi de bu yasal
çatıyı, Ekonomik ve
Parasal Birliğin
üçüncü aşaması süresince
daha sıkı ekonomik
işbirliği prosedür ve
ilkelerini açıklamıştır.
Euronun piyasalara
sunulmasına yönelik
teknik detaylar ve
uygulamaya ilişkin
konularda, Komisyon
değişik uzmanlar
grupları oluşturarak
ciddi mesafe katetmiştir.
1,2 ve 3 Mayıs 1998
tarihleri, Ekonomik ve
Parasal Birlik yolunda
tarihi bir önem
taşımaktadır. Avrupa
Birliği Ekonomi ve
Maliye Bakanları Konseyi
tarafından kabul edilen
bir tavsiye kararına
dayanarak ve Avrupa
Parlamentosuyla istişare
sonucu, üye ülkeler
Devlet ve Hükümet
Başkanları düzeyindeki
bir toplantıda, 1 Ocak
1999 tarihi itibariyle
11 ülkenin gerekli
kriterleri sağladığına
karar vermiştir. Bu
ülkeler: Belçika,
Almanya, İspanya,
Fransa, İrlanda, İtalya,
Luksemburg, Hollanda,
Avusturya, Portekiz ve
Finlandiya. Bu aşamada
Yunanistan gerekli
kriterleri yerine
getiremediği için,
İngiltere, İsveç ve
Danimarka ise dışarıda
kalma haklarını
kullanarak sistem
dışında kalmışlardır.
Ayrıca, 3 Mayıstaki
söz konusu toplantıda
aşağıdaki hususlar kabul
edilmiştir:
·
1 Ocak 1999 tarihinde
ulusal paraların Euroya
dönüşümünde kullanılmak
üzere, bir daha
değişmemek kaydıyla
sabitlenmesine ilişkin
bir bildiri kabul
edilmiştir.
·
Euro cinsinden madeni
paraların teknik
özelliklerinin
belirlenmesine ilişkin
bir Tüzük,
·
1 Ocak 1999 tarihinden
itibaren katılımcı
ülkelerin paralarının
yerini alacak
Euroya ilişkin
kuralları ortaya koyan
bir Tüzük.
Bu toplantıda Üye
Ülkeler Devlet ve
Hükümet Başkanları
ayrıca, Avrupa Merkez
Bankası Başkanlığı,
Başkan yardımcıları ve
Yönetim Kurulu için
önerilecek isimler
konusunda da siyasi
uzlaşmaya varmışlardır.
26 Mayıs 1998 tarihinde,
Avrupa Merkez Bankası
Başkanlığına Wim
Duisenberg, Başkan
yardımcılığına da
Cristian Noyerin
atanması teyit
edilmiştir. Ayrıca, bu
tarihte Bankanın yönetim
kurulu üyelerinin (4
üye) atanması da teyit
edilmiştir.
Dolayısıyla Avrupa
Merkez Bankası 1 Haziran
1998de kurulmuştur.
Banka, daha önce
oluşturulan Avrupa Para
Enstitüsünün yerin
almıştır. Bankanın
Merkezi Frankfurtdadır.
1 Ocak 1999 tarihi
itibariyle Banka
çalışmalarına
başlamıştır.
1 Ocak 1999 tarihinden
itibaren Euro, kaydi
para olarak kullanılmaya
başlanmıştır. Bu
tarihte, üye ülkelerden
Yunanistan gerekli
kriterleri yerine
getiremediği için Euro
dışında kalmış, gerekli
kriterleri yerine
getirmesini müteakip,
Yunanistan 2000 yılı
Haziran ayından itibaren
Euroya dahil olmuştur.
Para Politikası: Avrupa
Merkez Bankasının rolü
Avrupa
Merkez Bankası (AMB)
ABnin en yeni
kurumlarından biri olup,
EPBnin merkez direği
konumundadır. Ana
sorumluluğu fiyatların
mümkün olduğunca az
artmasını sağlamak ki bu
da fiyat istikrarın
idamesidir ve para
politikasını
sürdürmektir. AMB resmen
1 Haziran 1998 tarihinde
kurulmuştur ve katılımcı
ülkelerin para
birimlerinin euro'ya
karşı geri döndürülemez
biçimde tespit edildiği
1 Ocak 1999 tarihinden
bu yana faaliyetlerini
sürdürmektedir. Banka,
merkezi Frankfurt'da
bulunan, 1994 yılında,
üçüncü aşamada tek para
biriminin
gerçekleştirilmesi için
gerekli zemini
hazırlamak üzere
kurulmuş Avrupa Para
Enstitüsünün (APE)
yerine geçmiştir.
Avrupa
Merkez Bankası (AMB) ile
Avrupa Para Enstitüsünün
(APE) arasındaki farklar
APE, faaliyetlerinin
büyük kısmının AMB'nin
çalışmalarına hazırlık
yapılmasıyla ilgili
olması nedeniyle AMB'nin
ve Avrupa Merkez
Bankaları Sisteminin (AMBS)
habercisi şeklinde kabul
edilir. APE aynı zamanda
merkez bankası ve para
politikası işbirliğinin
güçlendirilmesi amacını
da gütmüştür. AMB'nin
tersine APE'ye ne ulusal
mercilerin kontrolünde
olan para politikasının
yürütülmesi ne de döviz
kuru müdahale
sorumluluğu verilmiştir.
AMB'nin tam anlamıyla
güvenilir olması için,
milli hükümetler ve
diğer Topluluk
kuruluşları nezdinde
yüksek derecede bağımsız
statüye sahip olması
gerekmektedir. Bu da
pratikte ne AMB'nin ne
de ulusal merkez
bankalarının dışarıdan
talimat alabileceği
anlamına gelmektedir. Bu
bağımsızlık, örneğin,
karar kuruluşlarının
(İcra Komitesi, İdare
Konseyi, ve Genel
Konsey) üyelerinin
bagımsızlığı garanti
altına alınarak
sağlanmıştır. AB
Antlaşması AMB'nin
günlük yönetiminden ve
para politikasının
uygulanmasından sorumlu
olan AMB İcra
Komitesinin görev
süresini tekrar
seçilmeme koşulu ile
azami 8 yılla
sınırlamıştır. Ayrıca,
bu kuruluşlara tayin
edilen bütün üyelerin
para veya bankacılık
konularında tanınmış
statüde ve mesleki
deneyime sahip kişiler
olması gerekmektedir.
Topluluk mevzuatına
ilaveten, merkez
bankalarının ulusal
merciler karşısındaki
bağımsızlıklarının
garanti edilmesi
bakımından, ulusal
mevzuat hükümlerinin de
kabul edilmiş olması
gerekir. Yeni AB para
enstitüsünün aynı
zamanda faaliyetlerinin
demokratik olarak
hesabını verebilir
olması da gerekmektedir.
Bu kurumun demokratik
meşruluğu; hem kurumun
kuruluşunun Antlaşma'da
hükme bağlanmış
olmasından (ulusal
meclislerin onayına
sunulan antlaşma) hem
de, Avrupa
Parlamentosuyla
istişarede bulunduktan
sonra Avrupa Konseyi
tarafından belirlenen
başkan ve yönetim kurulu
üyelerinin atanma
yönteminden
kaynaklanmaktadır.
AMB düzenli aralıklarla
Avrupa Konseyine ve
Avrupa Parlamentosuna
faaliyetleri hakkında
bilgi verecektir.
Parlamento aynı zamanda
AMB'nin İcra Komitesi
üyelerini davet ederek
para politikası hakkında
açıklama yapmalarını da
isteyebilir.
AMB'nin euro alanında
ortaya çıkmasıyla
birlikte, ulusal merkez
bankaları ortadan
kalkmamıştır. Tersine,
bunlar AMB'nin ayrılmaz
parçası olmuşlardır:
Başkanları AMB'nin üst
karar mercii olan para
politikasını tanımlayan
İdare Konseyinin
üyesidirler. Ulusal
merkez
bankaları AMB'nin
talimatlarına ve
tavsiyelerine uygun
olarak hareket etmekle
birlikte, kendi
yetkilerini muhafaza
ederler ve kendi
alanlarında
faaliyetlerini
sürdürmeye devam
ederler:
kredi dağıtılması,
kaynakların tahsil
edilmesi, ödeme
sistemlerinin
yönetilmesi, vb.
Avrupa Merkez Bankaları
Sisteminin görevleri
nelerdir?
AB'nin
tek para politikasını
tanımlamak ve
uygulamak.Döviz
işlemlerini Bakanlar
Kurulunun vereceği
talimatlara göre
yürütmek. Euro alanına
dahil olan Üye Ülkelerin
resmi döviz rezervlerini
tutmak ve yönetmek.
Ayrıca, ulusal merkez
bankaları, birlikte,
AMB'nin yanı sıra, 1
Ocak 1999 tarihinden
itibaren çalışmaya
başlayan Avrupa Merkez
Bankaları Sistemini (AMBS)
de oluşturmuşlardır.
EPB ve AB'YE ADAY
ÜLKELER ve TÜRKİYE
Genişleme süreci
içerisinde, Türkiye ve
diğer aday Ülkeler
mevzuatlarını AB'yi
oluşturan bütün yasal
belgeler, politikalar,
yasal çerçeveler ve
kurumsal yapılardan
oluşan ve "acquis
communautaire" olarak
adlandırılan mevzuatla
uyumlu hale getirmek
zorundadırlar. Türkiye
Cumhuriyet Merkez
Bankasınca, özellikle
ticari bankalar başta
olmak üzere mali kesimde
koordinasyonun
saglanması, bilgi
alışverişinde
bulunulması ve sektörün
konu ile ilgili
gereksinimlerinin
saptanması amacıyla
koordinasyonu ve
sekretaryası Dış
İlişkiler Genel
Müdürlüğü, Avrupa
Birliği ile İlişkiler
Müdürlüğünde olan "Euro
Projesi" başlatılmış ve
bu çerçevede mevzuata
ilişkin çeşitli
düzenlemeler
gerçekleştirilmiştir. (Euro'nun
Konvertibl Dövizler
Listesine alınması,
Zorunlu Döviz ve Efektif
Devirleri ve Satışları,
Mevduat munzam
karşılıkları, Umumi
disponibilite, Döviz
pozisyonu oranı, Kredi
Mektuplu döviz tevdiat
ve süper döviz
hesaplarına ilişkin
düzenlemelere ilişkin
düzenlemeler gibi..)
Aday ülkeler, EPB'ye
katılmak isterlerse,
mevzuatlarını EPB
acquis communautaire
mevzuatına uydurmak
zorunda kalacaklardır.
Bu Ülkeler ekonomik
birliğe katılacaklar,
böylece, ekonomik
politikaların
koordinasyon
prosedürlerine (ulusal
dönüşüm programları, çok
taraflı gözetim, aşırı
bütçe açığı prosedürü,
vb.) dahil olacaklardır.
Bu Ülkelerin Istikrar ve
Büyüme Paktına sadık
kalmaları, kamu
açıklarının kapatılması
için doğrudan merkez
bankası kaynaklarını
kullanmaktan
vazgeçmeleri ve kamu
kuruluşlarının mali
imkanlardan imtiyazlı
biçimde faydalanmalarına
son vermeleri
gerekecektir. Ayrıca
sermaye hareketlerinin
serbestleştirilmesi
işlemlerini de
tamamlamış olmaları
gerekecektir. Aday
ülkeler kur
politikalarını euro
alanı ile birlikte ele
almak zorundadırlar.
Özellikle, döviz
kurundaki, Tek Pazarın
işleyişini tehlikeye
sokabilecek aşırı
dalgalanmalardan
kaçınmak zorunda
olacaklardır. Her
halükarda, üye ülkelerin
doğrudan euro'ya
katılmaları
beklenmemektedir. EPB
AB'ye girişten farklıdır
ve AB Antlaşmasında
EPB'ye girmeden önce bir
geçiş dönemi
öngörülmüştür. Bir önce
yaşanan yeni üyelerle
genişleme deneyimi bir
uyarlama döneminin
olması gerektiğini
göstermiştir. Bu deneyim
döviz kuru istikrarının
başarılması için
öncelikle bütçe
konsolidasyonunun, mali
serbestliğin ve sermaye
hesabının
dönüştürülebilirliğinin
sağlanmış olmasının bir
zorunluluk olduğunu
göstermiştir. AB
Antlaşması parasal
birliğe önceden ve
sonradan katılanlar
arasında bir ayrım
gözetmemektedir. Bu da
birleşme kriterlerinin
sonradan giren üyelere
aynen ilk giren üyelere
uygulandığı biçimiyle
uygulanacağı anlamına
gelmektedir. Bu nedenle,
birleşme kriterleri aday
ülkelerce istikraray
önlendirilmiş
makroekonomik
politikalar için orta
vadeli başvuru noktaları
olarak görülmelidir.
AB'ye ve EPB'ye katılmak
için çaba sarf etmesi
gerekenler sadece aday
ülkeler değildir. Üye
Ülkeler de birleşme
çabalarını daha da
sıklaştırmak ve
Avrupa'nın sağlıklı ve
sürdürülebilir biçimde
büyümesini
gerçekleştirmek için
yapısal reformları
üstlenmeye devam etmek
zorunda olacaktır.
Birliğin bütün
vatandaşlarının ortak
mülkü olan euro'nun
refahı güvence altına
alması ve istihdamı
teşvik etmesi sadece bu
ortak sorumluluğun
uygulanmasıyla
gerçekleştirilebilir.
TEK PARAYA GEÇİŞİN
TÜRKİYENİN DIŞ TİCARETİ
VE REEL SEKTÖR
ÜZERİNDEKİ OLASI
ETKİLERİ
1 Ocak 1999 tarihinden
itibaren Avrupa Para
Birliğinin (APB)
geçişin son aşaması
başlamıştır. Bu tarihten
itibaren mali ve
ekonomik açıdan
birbirinden farklılık
gösteren 11 Avrupa
Birliği (AB) üyesi ülke
ulusal para politikası
uygulamasındaki tüm
yetkileri Avrupa Merkez
Bankasına devretmiştir.
Ayrıca Parasal Birliğe
katılan ülkelerin ulusal
para birimleri ile Euro
arasındaki kurlar geri
dönülemez biçimde
sabitlemiş ve ortak para
birimi Euro mali
piyasalarda kaydi olarak
kullanmaya başlamıştır.
Sadece bu açıdan Avrupa
Para Birliği, 1946
yılında uygulanmaya
başlanan ve 1971 yılında
esnek kur sisteminin
benimsenmesi ile sona
eren Bretton Woods
Sisteminden bu yana
uluslararası para
sisteminde yaşanan en
önemli gelişmedir.
Tek paraya geçiş,
Parasal Birliğe katılan
ülkelerin iktisadi
politika rejimlerinde
köklü bir değişiklik
anlamına gelmektedir.
Parasal Birlik alanında
uygulanacak politikalar,
Birliği oluşturan
ülkelerin büyüklükleri,
global ekonomiye yüksek
entegrasyon dereceleri
ile dünya üretimi ve
uluslararası ticarette
paylarının yüksek olması
nedeniyle dünya
ekonomisini önemli
ölçüde etkileyecektir.
Euro Alanını teşkil eden
ülkelerin dünya
ekonomisindeki payına
bakıldığında, 1997
yılında Dünya toplam
GSYİHsının yüzde 18nin
Euro Alanı ülkeleri,
diğer yüzde 18nin ABD
ve yüzde 11nin Japonya
tarafından üretildiği
görülmektedir. Bu açıdan
bakıldığında Euro Alanı,
halihazırda ABD ile
birlikte dünyadaki en
önemli iki ekonomik
güçten birisi
durumundadır. Buna
benzer bir durum dış
ticaret açısından da söz
konusudur. 1997 yılında
dünya toplam ihracatının
yüzde 20si Euro Alanı
ülkeleri, yüzde 16sı
ABD ve yüzde 10nu
Japonya tarafından
gerçekleştirilmiştir.
Türkiyenin Avrupa
Birliği ile Gümrük
Birliği gerçekleştirmiş
olması ve Avrupa Para
Birliği ülkeleri ile
yakın ekonomik ticari ve
mali ilişkileri gözönüne
alındığında, APBnin
Türkiye ekonomisi
üzerinde yaratacağı
etkilerin önemli düzeyde
olacağı düşünülmektedir.
Tek paraya geçişle
birlikte, Türkiyenin
dış ticaretinin bir çok
açıdan etkilenmesi söz
konusudur.
Euro Alanına dahil
ülkelerden para ve
maliye politikalarına
daha sıkı bir disipilin
gelmesi sonucunda faiz
oranları üzerindeki
yüksek risk priminin
düşeceği beklentileri
hakimdir. Baldwin, risk
priminde yaşanacak yüzde
0.5lik bir düşüşün uzun
dönem AB toplam
GSYİHsında yüzde 5-10
arasında bir artışa yol
açacağı vurgulamaktadır.
Bu durumun sonucunda
ortaya çıkacak gelir
etkisi, rekabet gücünü
muhafaza edebilen ve
pazara yakın olabilen
Türk firmalarının mevcut
pazar paylarını
artırabilmelerine olanak
sağlayarak Türkiyede
reel sektör üzerinde
olumlu etkide
bulunabilecektir.
Gerek para politikasının
tek elden Avrupa Merkez
Bankası tarafından
yürütülecek olması,
gerekse İstikrar ve
Büyüme Sözleşmesi ile
üye ülkelerde maliye
politikalarının
birbiriyle uyumlu bir
hal alacak olmasıyla
kamu maliyesinde yüksek
bir disiplin sağlanacağı
beklenmektedir. Söz
konusu disiplin,
katılımcı ülkelerin
asimetrik şoklara olan
hassasiyetlerinin
azalmasını
kolaylaştırıcı bir
etkide bulunabilecektir.
Euronun kulanılmaya
başlanması ile birlikte
uluslararası
platformlarda borçlanma
ve yatırımların
finansmanı daha büyük
önem kazanacak ve
katılımcı ülkelerdeki
devresel dalgalanmalar
daha da
yakınlaşabilecektir.
Euro Alanı ülkelerinde
devresel hareketlerin
farklı safhalarının
benzerlik derecesinin,
Birlik Dışı ülkelerin
reel ekonomilerine dış
ticaret ilişkileri ve
uluslararası piyasalar
vasıtasıyla etkide
bulunması kaçınılmazdır.
Tek paraya geçiş öncesi
farklı ülkelerdeki
devresel hareketler
normal zamanlarda üçüncü
ülkeler üzerinde ortaya
çıkabilecek bir şokun
şiddetini hafifletici
yönde etkide
bulunabilecekken, Euro
Alanında ortaya
çıkabilecek refah veya
durgunluk hali üçüncü
ülkeler açısından tek
para öncesine nazaran
daha bozucu bir şoka
neden olabilecektir.
Ortaya çıkabilecek şokun
boyutu tabii olarak
üçüncü ülkelerin Euro
Alanı ülkelerine ticari
ve mali açıdan
bağımlılık derecesine
bağlıdır. Türkiye, Euro
Alanı ülkeleri ile dış
ticaretin ve mali
ilişkilerinin yoğun
olması nedeniyle, Euro
Alanındaki devresel
hareketlerden mevcut
duruma nazaran daha
fazla etkilenme ihtimali
ile karşı karşıyadır. Bu
nedenle Türkiyenin dış
ticaretinin ve buna
bağlı olarak reel
sektörün Euro
Alanındaki konjonktürel
hareketlerden etkilenme
olasılığı oldukça
yüksektir.
Her ne kadar Euro gerek
uluslarası sermaye
hareketleri, gerekse
petrol fiyatlarının
hızlı yükselişi nedeni
ile enflasyonist
baskıların ortaya
çıkması sonucunda Dolar
karşısında bir istikrara
kavuşamamış olsa da
Parasal Birliğin
kurulmasındaki temel
amaçlardan birinin fiyat
istikrarının sağlanması
ve kısa vadede Birlik
içi ticaretin
artırılması olduğu
gözardı edilmemelidir.
Euroya katılan ülkeler
arasında kur riskinin ve
uluslararası işlemlerde
birden fazla para
biriminin
kullanılmasının
yarattığı maliyetin
Euronun somut olarak
günlük hayata girmesi
ile tümüyle ortadan
kalkacak olması, ortak
pazarın daha etkin
çalışmasını sağlayacak
ve mal ve hizmet
sektörlerinin rekabet
gücünün artmasına
katkıda bulunacaktır.
Tek para birimi
sonucunda Birlik
içerisinde daha dinamik
ve rekabetçi bir pazarın
ortaya çıkacak olması,
orta vadede Türk
firmaları, kendi pazar
paylarını koruyabilmek
ve hatta ihracatlarını
arttırabilmek için
Avrupalı firmalar ile
ortaklık kurmak veya
birleşmek durumunda
kalacaklardır. Bir başka
deyişle Euronun dolaylı
olarak Türk özel
sektörünün Avrupa özel
sektörü ile entegrasyonu
sağlanmış olacaktır.
Kuvvetli bir Euro
alanının yanında yer
alacak olan Türkiyenin
gerek uluslararası
ticaret, gerek
uluslararası sermaye
hareketleri, gerek dış
borçlanma gerekse
ekonomisini uzun vadede
Avrupa Birliği
normlarına uyumlu hale
getirmesi konularında
daha başarılı olacağı
açıktır.
Türkiye ve AB üyesi
ülkeler arasındaki
ticaret gözönüne
alındığında dış ticaret
açısından Euronun ABD
Doları, Japon Yeni ve TL
gibi para birimleri
karşısındaki seyrine
bağlı olacaktır.
Euronun piyasalarda
değer kazanması
durumunda, APB ülkeleri
ile ticarette ihracat
gelirleri artarken,
ithalat giderleri
azalacaktır. Diğer
taraftan gelir ve gider
üzerindeki net etkiyi
hesaplayabilmek için
Türkiyenin dış ticaret
işlemlerinde kullandığı
Dolar ve Yen gibi diğer
para birimlerinin Euro
karşısında değer
yitirmesinin ortaya
çıkaracağı durumu da
gözönüne almak
gereklidir.
Diğer taraftan, Euro
Alanına dahil ülkelerde
para ve maliye
politikalarına daha sıkı
bir disiplin gelmesi
sonucunda faiz oranları
üzerindeki risk priminin
düşeceği beklentileri
hakimdir. Risk priminde
meydana gelecek düşüşün
yatırımlar, büyüme ve
refah düzeyi üzerindeki
pozitif bir etkide
bulunması beklenebilir.
Bu durum Türk mallarına
Euro Alanında ortaya
çıkacak talep artışını
karşılamak için yeni
olanaklar sunarken, yeni
yatırım alternatiflerini
de beraberinde
getirmektedir. Bu
nedenle, Türk
firmalarının hedeflerini
yeniden gözden
geçirmesi, yeni
pazarlama ve satış
stratejileri
uygulamaları rekabet
güçlerini artıracaktır.
Avrupa Para Birliğine
geçişle birlikte üye
ülkelerin enflasyon ve
faiz oranlarında ortaya
çıkacak düşüşün yatırım
ve tüketim harcamaları
üzerinde olumlu bir etki
yapması, Türk
firmalarına artacak
talebi karşılamak için
yeni olanaklar
sunmaktadır. Bu aşamada
sektörlerin rekabet
güçlerini arttırılması
için sektörel bazda
reformların ve
düzenlemelerin yapılması
gerekecektir. Ayrıca, bu
bağlamda teşvik
sisteminin yeniden
gözden geçirilmesi
gerekebilecektir.
Bilindiği üzere Euro
Alanı ülkelerinde
üretimde etkinlik artışı
olacağı, faktör
verimliliğinin artacağı,
birçok firmanın sektörel
bazda uzmanlaşmaya
gideceği kanısı
hakimdir. Ayrıca,
Avrupalı şirket
birleşmelerinin hız
kazanacağı, bunun
neticesinde Avrupalı
şirketlerin rekabet
güçlerinin daha artacağı
beklenmektedir.
Dolayısıyla Türk
firmalarının Euro
Alanında ortaya
çıkabilecek üretimde
ihtisaslaşma olasılığı
karşısında belli
ürünlerde ihtisaslaşmayı
sağlayarak pazarda
kendine kalıcı yer
bulması gerekecektir.
Avrupa Birliği ile
bütünleşme çabasında
olan ve nihai hedefi tam
üyelik olan Türkiye,
Euro ile birlikte
Avrupada oluşacak daha
istikrarlı bir ekonomik
yapı karşısında yapısal
sorunlarını çözme ve
makroekonomik istikrarı
sağlama konularında
üzerinde daha yüksek bir
baskı hissedecektir. Bu
noktada Türkiyenin
alması gereken en önemli
tedbir makroekonomik
istikrarın
sağlanmasıdır.
Türkiyenin en önemli
ekonomik sorunları olan
yüksek enflasyon ve
bütçe açıkları, alınacak
yapısal tedbirlerle
Maastricht kriterlerine
uyum sağlayacak
seviyelere
indirilmelidir. Ancak bu
şartların yerine
getirilmesi halinde,
Türkiye Euronun ortaya
çıkaracağı fırsatlardan
faydalanma imkanına
erişebilecektir
KAYNAKÇA
T.C. MERKEZ BANKASI
ANKETİ;PARASAL
BİRLİĞE GEÇİŞ VE
EURONUN KULLANILMAYA
BAŞLANMASININ FİRMALAR
ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ;
DEĞERLENDİRME SONUÇLARI;
İSTATİSTİK GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ; EKİM 1999.
T.C. MERKEZ BANKASI;
AVRUPA PARA BİRLİĞİNE
ÜYE ÜLKELERİN PARA
BİRİMLERİNİN EURO
KARŞISINDAKİ DEĞERLERİ..
Türkiye Bankalar Birliği;
Euro Dönüşüm
Hazırlıkları, Haziran
2001.
http://www.europa.eu.int/scadplus/leg/en/1vb/125007.htm
Başbakanlık Hazine ve
Dış Ticaret Müsteşarlığı:
Avrupa Topluluğu ve
Türkiye, 2. Baskı.
ULUSLARARASI İKTİSAT ;
Prof.Dr.Emin ERTÜRK,İSTANBUL
1996.
PARA BANKA VE FİNANSAL
PİYASALAR ;
Prof.Dr.İlker PARASIZ
;
7.Baskı.
T.C. BAŞBAKANLIK HAZİNE
MÜSTEŞARLIĞI.
Ömer Faruk Sapan
|