Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web


 
     Küresel Kapitalizm Krizde  

                                                        İçindekiler

         Sunuş                                                                                                            

Önsöz                                                                                                           

                                                           BÖLÜM I

                                               KAVRAMSAL ÇERÇEVE

            Yanılabilirlik ve Refleksivite                                                                           

            Bir Ekonomi Eleştirisi                                                                                    

            Finans Piyasalarında Refleksivite                                                                    

            Tarihte Refleksivite                                                                                        

            Açık Toplum                                                                                                 

                                                           BÖLÜM II

                                               TARİHTE ŞİMDİKİ ZAMAN

            Küresel Kapitalist Sistem                                                                               

            Dünya Çapındaki Finansal Kriz                                                                      

            Çöküş Nasıl Önlenir?                                                                                    

                                                                        Sunuş

Öncelikle İktisat Eğitimime katkıda bulunan değerli hocam Hüseyin Şahin’e bu kitabı okumamı tavsiye ettiğinden dolayı teşekkürü bir borç bilirim.

Bu kitabı özetlemeye çalıştım.Burada yazarın kendi ifadelerini kullanmaya özen gösterdim ancak kitabın çeviri olması ve üslubundan dolayı bazı ifadeleri kısalttım.Ayrıca birinci bölümün felsefi içeriğini de dikkate alarak bazı açıklamalardan kaçındım.

Kitabın yayın tarihi 1998 yılıdır.Yazarın kitabın konusunu ilgilendiren bir çok olguyu kitabın yeni baskısıyla ele alacığına şüphe yok.Ancak özellikle 11 Eylül,Medeniyetler Çatışması ve İkinci Körfez Savaşı gibi sosyoekonomik olay ve olguların kitapta işlenememesi kitapta geçen bazı iddialı tezleri eksik bırakmaktadır.Buna ek olarak yazarın kendisi hakkında son yıllarda yapılan spekülasyonlar da yazarın tutarlılığını etkilemektedir.Örneğin son beş yılda yapılan kansız darbelerin yazarla ilişkilendirilmesi ilginçtir.

                                            

                                                            Önsöz

Bu kitabı yazmaktaki hedefim, yaşamıma yön veren felsefeyi açıklamaktır.Zaman zaman kendimi bir yandan para alıp diğer yandan çıkartan dev bir sindirim sistemine benzetiyordum. Bu sistemin iki ucunu birbirine bağlayan hatırı sayılı miktarda düşünceler söz konusuydu. Hem para kazanma, hem de hayırseverlik etkinliklerimi daha finans piyasalarıyla uğraşmaya başlamadan önce, öğrencilik yıllarımda oluşturduğum kavramsal bir çerçeve yönetiyordu.

Popper’in eleştirel düşünce ve bilimsel metotla ilgili görüşlerini özümsedim.Bunu eleştirel bir gözle yaptım ve önemli bir noktada ondan ayrıldım.Bu Popper’in hem doğal hem de sosyal bilimlerde aynı yöntem ve ölçütlerin geçerli olduğu iddiasıydı.

Bu kitap iki ana bölüme ayrılmıştır.I.Bölüm kavramsal çerçeveyi içerir.Yanılabilirlik, refleksivite ve açık toplum bu bölümün üç anahtar sözcüğüdür. Ayrıca ekonomiye yönelik bir eleştiri yaptım. II.Bölümde ise önceki bölümde anlattığım kavramsal çerçeveyi şimdiki zamana uyguladım.Merkezle çevre arasındaki eşit olmayan ilişkileri ve borçlularla alacaklılara gösterilen farklı davranışları inceledim.

 

I.BÖLÜM 

                                KAVRAMSAL ÇERÇEVE 

 

                               Yanılabilirlik ve Refleksivite

Finansal başarım ve politik öngörülerim büyük ölçüde bir dizi soyut düşünceye dayanır.Özellikle iş dünyası ve hayırseverlik konularında yaptıklarımın çoğunluğun dayandığı üç temel kavramın ayrıntılarıyla açıklanmaları gereklidir.Bu kavramlar yanılabilirlik,refleksivite ve açık toplumdur.

 

Düşünce ve Gerçek

           Düşünceyle gerçek arasındaki ilişki nedir?Yanılabilirlik, içinde yaşadığımız dünya hakkındaki bilgilerimizin kusursuz olmaması demektir.Refleksivite, düşüncelerimizin katıldığımız ve hakkında düşündüğümüz olayları aktif biçimde etkilediği anlamına gelir.Gerçekle onu nasıl anladığımız arasında her zaman bir fark söz konusudur.Benim katılımcıların peşin hükmü olarak adlandırdığım ikisi arasındaki fark, tarihin akışını biçimlendirmekte önemli bir faktördür.Açık toplum kavramı yanılabilirliğimizin kabulüne bağlıdır.

İnsanların düşünmesi ikili bir rol oynar.Bu hem anlamaya çalıştıkları gerçeğin pasif bir yansımasıdır, hem de katıldıkları olayları biçimlendirmekte aktif bir unsurudur.

Doğal olarak kimin ne düşündüğüne bağlı olmadan gerçekleşen, gezegenlerin hareketleri gibi olgular vardır.Bu olgular doğal bilimlerin konusunu oluştururlar.Burada düşünce salt pasif bir rol oynarken sosyal bilimlerde düşünen katılımcıları vardır.Burada düşünceyle gerçek arasındaki ilişki daha karmaşıktır.Bizimde rol aldığımız olaylar, düşüncelerimizin doğruluk ya da yanlışlığının değerlendirilebileceği bir tür bağımsız ölçüt oluşturmaz.Bu Berkeley ‘in önünde duran ineğe sırtını döndüğünde ineğin var olmaya devam edip etmediği sorusu gibi soyut bir felsefi tartışma noktası değildir.Karar verme konusunda düşünceyle gerçek arasında bir kopukluk söz konusudur; çünkü gerçekler gelecekte bir yerde ve katılımcıların kararlarına bağlıdır.

Standart ekonomi teorisi bu gerçeği özellikle görmezden gelir.Burada aslında temel nokta şudur: Sosyal olayların katılımcıların kararlarını bilgiye dayandıramayacakları; çünkü onlar kararlarını verdikleri sırada böyle bir bilgi henüz yoktur.Örneğin finans dünyasında insanlar bilimsel açıdan geçerli bilgiler temelinde hareket edebilselerdi o halde farklı yatırımcılar aynı anda aynı hisseleri alıp satmazlardı.Yani katılımcılar kararlarının sonuçlarını öngöremezler. Sonuç büyük olasılıkla onların beklentilerinden farklı olacak; araya sosyal olaylara özgü bir belirsizlik unsuru katılacaktır.

 

Refleksivite Kuramı

Sosyal olaylarda katılımcılar bir yandan rol aldıkları durumu anlamaya çalışırlar.Buna “bilişsel  işlev” diyorum. Öte yandan bir etki bırakmak, gerçeği kendi arzularına göre biçimlendirmek isterler buna da “katılımcı işlev” diyorum.Her ilki işlev de aynı anda işlerse o durumu refleksif olarak nitelendirebiliriz.

Bilişsel ve katılımcı işlevler her zaman ardı ardına işlemez, karışabilir.Sonuçta katılımcının bilgisi tarafsız bilgi sayılamaz .

Gelecek için de refleksivite geçerlidir.Yatırımın özü geleceği tahmin etmektir ya da bugüne indirgemektir.Ancak yatırımcıların bugün bir hisse için ödemeye hazır oldukları fiyat söz konusu şirketin (ya da para birimi veya emtianın) geleceğini çeşitli biçimlerde etkileyebilir. Ayrıca refleksivite sadece finans piyasalarıyla da ilgili değildir.Zira bir süreci gerçek anlamda tarihsel yapan refleksivitedir.

 

Belirsizlik

Düşünen katılımcıları olan durumlarda bir belirsizlik unsurunun söz konusu olduğu savı günlük gözlemler tarafından yeterince desteklenmektedir.Yine de bu ne ekonomi ne de sosyal bilimlerde genel kabul görmüş bir sonuç değildir.

Refleksivite’yi ilk keşfeden ben değilim.Thomas Merton’un kehanetlerle ilgili görüşü, Machiavelli’nin analizi, Alfred Schutz’un intersubjektivite’si  refleksivite benzeri kavramlardır.

 

Düşüncelerin Tarihinde Refleksivite

Ben 1960’larda  evrimsel sistemler daha doğmadan önce refleksivite’yi finans, ekonomi ve politika konularına uygulamaya başladım.Bunu Karl Popper’in yazılarının da yardımıyla kendi kendini dayanak gösterme kavramı aracılığıyla vardım(kendi kendini dayanak gösterme beyanların bir özelliğidir ve tümüyle düşün dünyasına aittir).Belki de bu kadar uzun süredir göz ardı edilmesinin nedeni de budur.Refleksivite ile kendi kendini dayanak göstermenin ortak özelliği belirsizlik unsurudur.Mantıksal Pozitivizm kendi kendini dayanak gösteren cümleleri anlamsız olarak tanımlarken ben refleksivite ile bunun aksini iddia ediyorum. Bana göre doğruluğu belirsiz cümleler doğruluk değeri bilinen cümlelerden bile daha önemlidir.Ancak Mantıksal Pozitivizm gerilerde kaldı,bugün doğal bilimler bütün olguların deterministlik biçimde yorumlanmasına karşı çıkıyorlar.Sonuçta refleksivite,bizim doğruluk kuramımızın tümüyle reddedilmesine değil yeniden değerlendirilmesine yol açmalıdır.

 

Gerçeğe Etkileşimli Bir Bakış

Cümlelerle doğrular arsında, düşüncelerimizle gerçek arasında ayrım yapmakta haklı olabiliriz; ancak, bu ayrımın içinde yaşadığımız dünyaya bir anlam vermek için bizim tarafımızdan getirildiğini de unutmamalıyız.Düşüncelerimiz, hakkında düşündüğümüz şeylerle aynı evrende yer almaktadır. Bu gerçeğe anlam verme işini (mantığı), düşünce ile gerçeğin (doğal bilimlerde olduğu gibi) düzenli bir biçimde su geçirmez bölümlere ayrılmış olması halinde oranla çok karmaşık yapmaktadır. Ayrı ayrı gerçekler yerine düşünceyi gerçeğin bir parçası olarak görmeliyiz.

 

Yanılabilirliğin İki Çeşidi

İki tür yanılma vardır.Birincisi benim yanılabilirlik kavramımdır: Katılımcıların düşüncesiyle olayların gerçek hali arasında bir uyumsuzluk bulunmasıdır.Bunun sonucunda hareketlerimin beklenmeyen sonuçları olur.Olaylar mutlaka beklentilerden ayrılmayabilir ama ayrılmaya eğilimlidirler.İkincisi ise “radikal yanılabilirlik” tir.Bu tür daha kişiye özgüdür.Benim hayatımı yönlendiren yanılabilirlik bu türdür.Bu türde ben şunu iddia ediyorum.İnsan aklının tüm eserleri şu ya da bu biçimde eksiktir.

Bu benim hayatımda nesnel düzeyde yatırım yaptığım şirketlerin ya da sektörlerin mutlaka kusurlu olduklarını kabul ederek onlara yaklaşmamı ve ona göre davranmamı sağladı.

Ben yatırımları yaparken bu disiplin içersinde (bu Popper’in bilimsel metodudur) kendime özgü hipotezler geliştirerek bunu uyguladım.Yatırım yapacağım zaman bir hipotez geliştiriyordum.Bu hipotezin genel kabul gören düşüncülerden farklı olması gerekiyordu.Bu fark ne kadar büyükse, kar olasılığı da o kadar fazla oluyordu. Bu yaklaşım Popper’in “test ne kadar çetinse hipotez de o kadar değerli olur” iddiasına uyuyordu.Bilimde bir hipotezin somut değeri yoktur ama finansta bu ölçülebilir.Bilimin aksine finans piyasalarında hipotezin doğruluğu değil genel kabul görmesi önemlidir.Tutmayan hipotezlerimi ise verimli yanılgılar olarak niteledim.Bu ise radikal yanılabilirliğin bir boyutunu oluşturuyordu.Sonuçta radikal yanılabilirliği aklın bütün eserlerinin kusurlu olduğu, fakat bazılarının verimli olduğu fikirlerimi birleştirerek tanımlayabilirim.

    

                                          Bir Ekonomi Eleştirisi

Ekonomik analizin fiziksel bilimlerle aynı evrensel geçerliğe sahip olmadığını herkes bilmektedir.Ancak, ekonomik analizin başarısızlığının ve piyasa ekonomisinin mutlak geçerliğini varsayan bütün sosyal ve politik kurumların kaçınılmaz dengesizliğinin en önemli nedeni doğru dürüst anlaşılmamaktır.Refleksivite, ekonominin ve diğer sosyal bilimlerin karşısına birbiriyle bağlantılı ama farklı iki problem çıkarır.Bunlardan birincisi konuyla ikincisi de bilimsel gözlemciyle ilgilidir.Birincisi ekonomi teorisinin geleneksel görüşü açısında çok ciddi; ikincisinin ise ölümcül olduğunu söylüyorum.

 

Sosyal Olaylarda Refleksivite

Poper’in bilimsel metot teorisinde hipotez yalanlanmadıkça doğru kabul edilir.Doğrulamayla yalanlama arasındaki asimetri bana göre Popper’in sadece bilim felsefesine değil, dünya anlayışımıza da en büyük katkısıdır.Ancak sosyal bilimlerdeki işin zaman boyutu bu yöntemin üzerinde en büyük engeldir.Refleksivite teorimi buraya uyguladığımda kesin sonuçlara ulaşamam ancak sosyal bilimlerde sorun bütünüyle kendini ortaya koymaktadır.

Sosyal bilimcilerde ise bilim adamları olaylara hem katılımcı hem de gözlemci olarak katılırlar. Bu ise Popper’in modelindeki asimetri de sorun ortaya çıkarır.Çünkü Popper’de bu iki işlev birbirine müdahale etmez.Bu ise önemli bir noktadır.

Sosyal bilimciler doğa bilimlerini taklit etmeye çalıştılar ama pek başarılı olamadılar.Ancak doğal bilimlerin yetkisini gasp eden sosyal bilimciler hatırı sayılır bir miktarda  etkiler bırakmayı başardılar.

 

Ekonomi Teorisinin Eleştirisi

Ekonomi bilimi doğal bilimleri taklit konusunda en iddialı olanı ve şu ana kadar en başarılı girişimdir.Klasikler Newton fiziğinden etkilendiler.Bunlar ekonomik davranışları hem açıklamaya hem de öngörmeye yarayacak evrensel olarak geçerli yasalar koymaya çalıştılar. Ve bu hedefi denge kavramına dayanarak gerçekleştirebileceklerini umdular.Bir sarkaç ne kadar sallanırsa sallansın, aynı noktada durur.Ekonomi teorisyenlerinin piyasaların dengeci rolü hakkında süresiz geçerli kurallar koymalarına izin veren ilke işte budur.

Denge her zaman hareket eden bir hedef değildir.Bilişsel işlevin değişmez olduğu ve arz-talep eğrilerinin kesiştiği noktanın denge noktasının belirlediği pek çok sıradan durum vardır.Öte yandan, arz-talep eğrilerini değişmez kabul etmekle göz ardı edilen sayısız gelişme söz konusudur. Bu ihmal metodolojik gerekçelerle mazur gösterilmişti: Ekonominin kendi başına ne arz ne de taleple ilgilenmediği; ancak ikisi arasındaki ki ilişkiyle ilgilendiği öne sürülmüştür. Bu iddianın arkasında gizli bir varsayım; yani, fiyat mekanizmasının arz-talep koşulların koşullarını pasif bir biçimde yansıtarak tek yönlü işlemektedir.Ancak ya fiyat hareketlerinin kendisi, örneğin yakın gelecekte bir fiyat artışı bekledikleri için, alıcılarla satıcıların mallarını belirli bir fiyattan  piyasaya sürme isteklerini etkilerse ne olacaktır? Finans piyasalarının ve aynı zamanda hızla ilerleyen teknolojilere sahip sektörlerin en önemli gerçeği olana bu olasılık göz ardı edilmiştir.

Bağımsız bir şekilde verilen arz-talep eğrileri ekonomistlere genellemeler yapma becerilerini kazandırmıştır.Bundan yoksun olan ekonomistler acaba ne yaparlardı? İşte refleksivite kavramının ima ettiği ve finans piyasalarının sergilediği de budur.

Benim şahit olduğum 1980 den sonra bir çok bankacılık sistemi,kredi piyasaları,döviz piyasaları örnekleri denge teorisinin yetersizliği için yeterlidir.

 

Değerler Sorunu

Ekonomi teorisi tarafından veri olarak kabul edilen değerler her zaman seçenekler arasında bir karar gerektirirler:Bir şeyin şu kadarı başka bir şeyin bu kadarına denktir.

Bazı değerlerinin pazarlık konusu olamayacağı kabul edilmez; ya da daha doğrusu,bu tip değerler ekonomi alanının dışında tutulur.Genel anlamda ancak bireysel tercihler göz önüne alınıp toplu gereksinmeler göz ardı edilir.Bu sosyal ve politik dünyanın tamamının hesap dışı bırakılması demektir.

Karar verme konusunda deneylere dayanan araştırmalar insan davranışlarının kişisel tercihle ilgili konularda bile ekonomik teorinin gereklerine uyum göstermediğini göstermiştir.Bulgular insanların tercihlerinin tutarlı ve sadık olmak yerine karar sorunlarının nasıl ifade edildiğine göre değiştiğini göstermektedir.Örneğin ekonomi teorisi Bernoulli’den bu yana (1738 civarı) ekonomik unsurların kararlarının sonuçlarını en son zenginlik durumlarına göre değerlendirdiklerini varsaymıştır.Aslında bu unsurlar sonuçları genelde belirli bir referans noktasına göre kar ve zarar şeklinde değerlendirirler.Üstelik, bu değerlendirme farklarının kararlar üzerinde büyük bir etkisi olabilir:Sonuçları zenginlik açısından değerlendirilen unsurlar, zarar açısından düşünenlere oranla risk almaya daha yatkın olacaklardır.

Burada vurgulamak istediğim nokta, ekonomik davranışın ekonomi teorisinin veri kabul ettiği davranış türleri ve değerlerden yalnızca biri olduğu ve toplumda hüküm süren tek değerler türü olmadığıdır.Diğer alanlarla ilgili değerlerin nasıl kayıtsızlık eğrileri gibi diferansiyel hesaba uyarlanabildiğini anlamak güçtür.

 

                             Finans Piyasalarında Refleksivite

Hisse fiyatlarının yansıtması gereken ne geçen yılın kazançları, ne bilanço ve ne de temettüler değil; gelecek bir kazanç, temettü ve özvarlık değerleri akışıdır. Bu akış veri değildir; bu nedenle bilgi değil tahmin konusudur.Burada önemli nokta gelecekte olmasıdır. Buna benzer gerekçeleri döviz,kredi ve emtia piyasalarına da uygulayabilirim.

Refleksif etkileşimlerin istisna değil de kural olarak gerçekleştiğini görmek için daha geniş bir çerçevede bakmamız gerekir.Örneğin, döviz hareketleri genelde kendi değerlerini belirler;kredilerin genişlemesi ve daralması döngüsel düzen içindedir. Kendi kendini güçlendiren; ancak eninde sonunda kendi kendini yenen süreçler finans piyasalarını özgüdür.

O halde denge nedir?Ben dengeyi beklentilerle sonuçların uyuştuğu bir durum olarak tanımlıyorum. Finans piyasalarında dengeye ulaşılamaz ancak yaygın bir eğilimin dengeye doğru mu, ondan uzağa mı gittiğini belirlemek mümkündür.Bu kadarı bile bilgimizde büyük bir artış sağlar.Eğer yaygın eğilimi ve beklentilerle sonuçlar arasındaki  bir farkı belirlersek, bu bize eğilimin dengeye doğru mu, ondan uzağa mı gittiğini öngörme olanağını verir.Ben bunu Popper’in bilimsel metot teorisine uyarlayarak yapıyorum.Bunu beklentilerimin temeli olarak bir hipotez alıp,onu olayların gelecekteki akışına göre test ederek yapıyorum.

Bu iş aktif biçimde para yönettiğim zamanlarda hayal gücü,önsezi ve bıkıp usanmadan eleştirel bir tavır gerektirirdi.

Dengeye yakın ve dengeden uzak koşulları birbirinden ayırmak isterim.Bu terimleri, yaklaşımımın bazı benzerlikler içerdiği kaos kuramından ödünç aldım.Dengeye yakın koşullarda piyasa önemsiz tezlerle çalışır.Bu nedenle dengeden uzaklaşmak büyük olasılıkla bir karşı hareket oluşturacak, bu da fiyatları başladıkları noktaya doğru geri çekecektir.Bu iniş çıkışlar bir yüzme havuzundaki dalgacıklara benzer.

 

                                                 Tarihte Refleksivite

Dengesizlik koşullarıyla ilgili bilgiler tarihsel durumları üç kategoriye ayrılan bir kavramsal çerçeve oluşturmaya yarar.Bu üç kategori statik dengesizlik,yarı denge ve dinamik dengesizlik durumlarıdır.Statik denge olasılığı katılımcıların kararlarını her zaman gerçeğin önyargılı bir yorumuna dayanarak vermeleri nedeniyle devre dışı bırakılmıştır. Bu geriye üç olasılık bırakmaktadır.Birincisi bilişsel ve katılımcı işlevler arasındaki refleksif ilişkinin düşünceyle gerçeğin birbirlerinden çok fazla uzaklaşmalarını engellediğidir. İnsanlar deneyimlerinden ders alırlar; önyargılı görüşlere dayanarak hareket ederler, ancak bu önyargıyı değiştirme eğiliminde olan bir eleştirel süreç vardır. Kusursuz bilgiye erişilemese de, en azından dengeye doğru bir eğilim söz konusudur. Katılımcı işlev, katılımcılar tarafından yaşanan gerçek dünyanın sürekli değişmekte olmasına rağmen insanlar bir dizi temel göstergeye dayandıkları için, katılımcıların önyargısının gerçek olaylardan çok fazla uzaklaşmamasını sağlar. Ben buna dengeye yakın diyorum.Bu durum modern Batı dünyası gibi açık bir toplumun özelliğidir. Böyle bir toplum eleştirel bir düşünce biçimiyle yakından bağlantılıdır.Biz kendi deneyimlerimizden aşina olduğumuz için buna düşünceyle gerçek arasındaki ‘normal’ ilişki diyebiliriz.

Öte yandan katılımcıların görüşlerinin işlerin gerçek halinden farklı olduğu koşullarla karşılaşabiliriz.İkisi hiç bir araya gelme eğilimi göstermezler.Bir uçta ideolojik önyargıyla hareket eden rejimler vardır ve bunlar değişen koşullara uyum sağlamakta isteksizdirler.Bu durum statik dengesizlik olarak tanımlanabilir.Diğer uçta öylesine hızla yaşanır ki olaylar, katılımcıların anlama hızı olaylara yetişmez ve durum kontrolden çıkar.Yaygın görüşlerle gerçek koşullar arasındaki fark dayanılmaz bir hal alabilir.Bu durum ise dinamik dengesizlik durumu olarak tanımlanabilir.

 

                                                      Açık Toplum

Kapalı bir toplumun çöküşünün kendiliğinden açık bir toplum kurulmasına yol açmayacağını fark ettim.Aksine otoritenin yıkılmasına ve toplumun çözülmesine yol açabilirdi. Zayıf bir devlet de en az otoriter bir devlet kadar açık toplum karşısında büyük bir tehditti. Açık ve kapalı toplum arasında ikilem yerine, açık toplum birden fazla yandan tehdit altında bulunan bir düşünce halini almaktadır.

1990’larda gitgide küreselleşen kapitalist sistemin doğuşu bu sonucu doğruladı. Burada sunduğum çerçeve işte bu sürecin sonudur. Artık açık toplumu tehlikeli bir orta yerde; bazıları kapalı toplumu kabul ettirecek, bazıları da toplumun dağılmasına yol açacak her türlü dogmatik inancın tehdidi altında görüyorum.

 

II.BÖLÜM

                   TARİHTE ŞİMDİKİ ZAMAN

 

                                  Küresel Kapitalist Sistem

Önceki bölümde irdelediğim soyut kuramsal çerçeve günümüze nasıl ışık tutabilir? Yalnızca mal ve hizmetlerin serbest ticaretiyle değil, daha çok sermayenin serbest hareketiyle tanınan bir küresel ekonomide yaşamaktayız.Çeşitli ülkelerdeki faiz oranları,döviz kurları ve hisse fiyatları birbiriyle yakından ilişkilidir ve küresel finans piyasasının ekonomik koşullar üzerinde muazzam etkisi bulunmaktadır. Uluslararası finans sermayesinin tek tek ülkelerin refahı üzerinde oynadığı önemli rol göz önünde tutulursa, küresel bir kapitalist sistemden söz etmek  yersiz olmayacaktır.

Sistem, finans sermayesine çok olumlu bakmakta, bu sermayen en iyi kazancın olduğu yere gitmekte serbest bulunmakta ve karşılığında küresel finans piyasalarının hızla büyümesini sağlamaktadır. Sonuçta ortaya çıkan muazzam dolaşım sistemi sermayeyi finans piyasalarına ve ortadaki kurumlara çekip, oradan ya krediler ve portföy yatırımları şeklinde doğrudan, ya da çokuluslu şirketler aracılığıyla dolaylı yoldan çevreye pompalamaktadır. Dolaşım sistemi güçlü olduğu sürece başka pek çok etkiyi bastırır. Sermaye pek çok yarar sağlar. Bunlar arasında yalnız üretim kapasitesinde artış değil, gelişmiş üretim yöntemleri ve başka yenilikler; yalnızca varlıkta değil, aynı zamanda özgürlükte de artış bulunmaktadır.Bu nedenle, ülkeler sermayeyi çekip elde tutmak için birbirleriyle yarışırlar ve sermayeye çekici gelecek koşullar yaratmak başka sosyal hedeflerin önüne geçer.

Öte yandan sistem büyük ölçüde kusurludur. Kapitalizm kazandığı sürece para arayışı diğer bütün sosyal kaygıları bastıracaktır. Ekonomik ve politik düzenlemeler ölçüden çıkmıştır. Küresel bir ekonominin gelişmesine koşut olarak küresel bir toplum gelişmemiştir.Politik ve sosyal yaşamın temel birimi hala ulus-devlettir. Merkezle çevre birimler arasında da eşit bir ilişki yoktur. Küresel ekonomi tökezlerse,o zaman büyük olasılıkla politik baskıların etkisiyle paramparça olacaktır.

Küresel kapitalist sisteme yönelik eleştirileri iki ana başlık altında toplayabiliriz.Birinci grup  piyasa mekanizmasının kusurlarını içerir.Burada özellikle uluslararası finans piyasalarının yapısında var olan dengesizliklerden bahsediyorum. Diğer grup ise piyasa dışı sektör diye isimlendirebileceğim sektörün eksiklikleriyle ilgilidir. Bununla da özellikle hem ulusal, hem de uluslararası düzeylerde politikanın başarısızlığından bahsediyorum.

 

Soyut Bir İmparatorluk

Küresel kapitalist sistem soyut bir kavramdır.Bu onu daha az önemli hale getirmez.Bu sistem bizim yaşamımıza hükmetmektedir.Kapitalist sistem gelmiş geçmiş en büyük imparatorluktur. Bütün bir uygarlığa hükmeder ve diğer imparatorluklarda olduğu gibi, duvarlarının dışında kalanlar barbar olarak nitelenir.Bu sistemin gücünün sınırlandığı alanlar bünyesindeki devletlerin egemenliğidir.

Sistemin merkezi ve çevre birimleri vardır. Merkez çevre birimler pahasına yarar sağlar. Küresel kapitalist sistem bir takım emperyalist eğilimler sergiler.Denge aramaktan çok genişlemekle peşindedir.Büyük İskender’den pek farkı yoktur ve yayılmacı eğilimleri pekala sonunu getirebilir.Yayılmadan kastım coğrafi değil; insanların yaşamları üzerindeki etkinliğidir.

Sitem yapı olarak salt işlevseldir ve işlevi de mal ve hizmetlerin üretimi,tüketimi ve alışverişi yani ekonomiktir.Bunun içine üretim faktörleri de dahildir. Marx ve Engels’in 150 yıl önce işaret ettiği gibi kapitalist sistem toprağı,emeği ve sermayeyi birer mal haline dönüştürmüştür. Sistem genişledikçe ekonomik işlev ve insanların ve toplumların yaşamlarına hükmetmeye başlar.

Sistemin bölgeler üstü yapısına rağmen, bir merkezi ve çevresi vardır.Merkez sermayeyi sağlayan;çevre de sermayeyi kullanandır.Oyunun kuralları merkezin lehine çarpıtılmıştır. Burada merkezin uluslararası finans piyasalarının yoğun bulunduğu New York ile Londra olduğu ya da dünyanın para arzının belirlendiği Washington,Frankfurt,Tokyo veya dünyanın en aktif ve hareketli kısmının konuşlandığı kıyı piyasaları olduğu da öne sürülebilir.

Sermayenin serbest hareketi nispeten yeni bir olgudur.Bunun Bretton Woods kurumlarıyla uluslararası ticaretin gelişmesi için ortaya çıktığını söyleyebiliriz.Bu kurumlardan Dünya Bankası doğrudan yatırımların eksikliğini telafi etmek için,IMF ise ticaretteki dengesizliğin giderilmesi ve finansal kredilerin eksikliğini gidermek için kurulmuşlardı.

Önce doğrudan yatırımlar canlandı.Çoğu para birimi konvertibl olmadığı ve çoğu ülke sermaye işlemlerine kontroller getirdiği için,uluslararası finans piyasaları daha yavaş gelişmiştir.

Küresel kapitalizmin gerçek doğuşu 1970’lerde başladı. 1973 yılında bir varil petrolün fiyatı 2 $ dan 10 $ a 1979 da 13 $ dan 30 $ a çıktı. Petrol ithal eden ülkeler büyük bütçe açıklarını finanse ermek durumunda kalırken, ihracatçılar ani bir fazlalığın keyfini sürdüler.Fonları yeniden dönüştürmek perdenin gerisinden batılı hükümetlerin de desteğiyle, ticari bankalara düştü. Eurodolar’lar çıkartıldı ve büyük kıyı piyasaları gelişti.Uluslararası krediler furyası 1982 de çöktü ,ancak o dönemde finansal sermayenin hareket serbestisi artık iyice yerleşmişti.

 

Kapitalizm ve Demokrasi

Gerçeği söylemek gerekirse, demokrasiyle kapitalizm arasındaki ilişki en iyi deyimle kırılgandır. Kapitalizmle demokrasi farklı ilklere uyarlarlar.Amaçları farklıdır: Kapitalizmde amaç zenginlik,demokrasideyse politik iktidardır.Risklerin ölçüldüğü ölçütler de farklıdır. Kapitalizmde hesap birimi para,demokraside ise oydur.Çıkarlar da farklıdır.Kapitalizmde özel çıkarlar egemenken demokrasiye kamu çıkarları egemendir. Avrupa’da politik hakların genişletilmesi kapitalizmin en kötü aşırılıklarının bazılarını düzeltmek içindir.

 

Paranın Rolü

Paranın rolü anlaşılırsa sistem daha anlaşılır.Paranın üç işlevinden değer deposu işlevi tartışmaya açıktır.Sorun şu ki gerçek dünyada değerler verilmemiştir. Açık bir toplumda insanlar kendi kararlarını vermekte özgürdürler ama ne istediklerini mutlaka bilmezler.Hızlı değişim koşullarında ,gelenekler etkinliğini yitirmiş ve insanların üstüne dört bir yandan öneriler yağarken,değiş tokuş değerleri öz değerleri temsil etmeye başlayabilir. Bu özellikle rekabeti vurgulayan ve başarıyı parayla ölçen kapitalist bir rejimde doğrudur.O halde bu sistemde para arayışı en büyük değerdir.

 

İstikrarsızlık Kaynağı Olarak Kredi

Kredinin rolü paranın rolünden daha az anlaşılmaktadır.Kredi refleksif bir olgu olduğundan şaşırmamak gerek.Teminatın değeri kredi arzından etkilenir.Bu özelilikle çok tercih edilen bir teminat olan gayrimenkullarda geçerlidir.

İnşaat sektörü büyüme/çökme özelliğiyle tanınır.Her çöküşten sonra bankalar bir daha asla bu kadar açılmamaya karar verirler.Ancak,bir kez daha elleri bollaşıp da parayı çalıştırma kaygısına düştüklerinde,yeni bir döngü başlar.Aynı model uluslararası borçlanmada da geçerlidir.

Keynes refleksif olguların pekala farkındaydı: Finans piyasalarını insanların başkalarının nasıl tahmin ettiğini tahmin etmeye çalışanların nasıl tahmin ettiğini tahmin etmeye çalıştıkları bir güzellik yarışması şeklinde tanımladı.Ancak o bile kuramını akademik açıdan kabul edilebilir hale getirmek için denge çerçevesinde sundu.

Kredilerin yapısındaki refleksivite’den kaçınmanın çok tutulan bir yolu, dikkati para arzı üzerinde yoğunlaştırmaktır.Para arzı rakamla belirtilebildiğinden ölçümün kredi koşullarını yansıttığı varsayılır. Ancak altın standardında yaşanan deneyimlerin gösterdiği gibi istikrarlı bir para arzı istikrarlı bir ekonomi yaratmaz.

Monetarizmin uygulamada son derce iyi işlemesinin neden teoriyi göz önüne almayışıdır. Merkez bankaları parasal istikrarın nasıl korunacağına karar verirken yalnızca parasal ölçümlerlere güvenmezle.Hatta Federal Reserve daha agnostik bir görüş benimseyerek para arzının nihayetinde bir karar olduğunu vurgular.

 

Asimetri

Çevredeki ülkeler tüyolarını merkezden alırlar.Merkez ülkelerin para politikası iç kaygılarla yönlendirildiğinden , çevredekilerin kendi kaderleri üzerinde pek söz hakları olmaz. Bu süreç bir bakıma, Amerikan ihtilalini başlatan sorunu; yani, temsil edilmeden vergilendirmeyi andırır.

Sermaye belirsizlik dönemlerinde kaynağına dönmek eğilimindedir. Küresel kapitalist sistemdeki çalkantıların çevrede merkezde olduğundan çok büyük bir etki bırakmasına neden de budur. Söylendiği gibi, Wall Street soğuk aldığında dünya zatürree olur.Asya krizi bunu açık bir örneğidir.

Çevrede olmanın dezavantajları bulunsa da, sistemden çıkmaya yeğdir. Ancak işin diğer boyutu ise sitemin her ne kadar asimetri ve istikrarsızlığı gibi olumsuzluklar varsa da esneklik ve tutarlılık bunu dengeleyebilmektedir.

 

Piyasa Köktenciliği

Düzenlenmemiş piyasalar yanlısı gerekçelerin pek ender olarak bu kadar kaba bir biçimde öne sürüldüğünü belirtmek gerekir. Tersine Freidman gibileri bolca istatistik sunmuş ve akılcı beklentiler taşıyan kuramcılar eski matematik yöntemlerine başvurmuşlardır. Bazılarının modellerinde kusursuz ve asimetrik bilgi de kullandıklarını, ancak çemberden atlamaktaki resmi amaçlarının genelde kusursuzluk,yani denge koşullarını yerleştirmek olduğunu öğrendim.

Küresel Kapitalist Sistemin geleceğine baktığımda günümüzdeki sınav dönemini başarıyla geçecek olursa,bu dönemi daha da büyük bir hızlanma dönemi izleyecek ve sistemi,eğer zaten orada değilse bile ,dengeden uzak alana çekecektir.

 

                                     Dünya Çapındaki Finansal Kriz

 

Uluslararası  Finansın İstikrarsızlığı

Sistemde doğrudan yatırımcılar banka müşterileri olmanın dışında, istikrar bozucu bir oynamadı.Portföy yatırımcıları ise borçla finansman yapan koruma fonlarını ve !!gelince, başkalarının paralarını çalıştıran kurumsal yatırımcıları,borçla finansman yapan koruma fonlarını ve bireysel yatırımcıları ayırabiliriz.

Kurumsal yatırımcılar performanslarını birbirine göre ölçer ve bu nedenle eğilim izleyen bir sürü haline gelirler. Ellerindeki değerleri farklı ulusal piyasalara yatırırlar. bir piyasa değer kazanırken oradaki varlıklarını arttırmaları gerekir, yoksa hafif kalırlar. Bunun tersi de geçerlidir. Bu yüzden yatırım fonları krizde değil çökmenin kalıcı olmasında rol oynarlar.

Koruma Fonu yöneticileriyle diğer spekülatörler tahvil alıp satmadan, doğrudan dövizle oynayabilirler. Bankalar da hem kendi hesaplarına, hem de müşterileri adına bunu yapabilir. Döviz piyasalarında bankalar koruma fonlarından daha etkilidir.Asya krizinde ise ülkelerin yapısal zaafları ve kendi modelleri krizde etkili olmuştur.

IMF bakımdan Asya krizine bakarsak IMF’nin daha önce karşılaştığı krizlerden farklı bir krizdir bu.Çünkü kriz kamu sektöründen değil özel sektörden kaynaklanmaktadır.IMF ise bunu göz ardı ederek Asya krizinde de geleneksel acı ilacını vermiştir: Faizleri yükseltip hükümet harcamalarını düşürerek paraya istikrar getirin ve uluslar arası yatırımcıların güvenini tekrar kazanın.Ancak özellikle borç sorunları kapanmayan ülkelerin parasının istikrara kavuşması güçtür. Çünkü paranın değerinin düşmesi borçluları risklerinin kapatmasına etki ediyor ve kısır döngü içinde risklerini daha da artırmış oluyorlardı.

IMF’nin işi nakit krizini çözmektir;yapısal sorunların söz konusu ülkeye bırakılması en iyisidir ama ben aksini savunuyorum.Çünkü nakit krizleri yapısal dengesizliklerle iç içedir;yalnızca bir ülkeye daha çok borç verilerek çözülemezler. Hem bankalar, hem de şirketler aşırı borca girince (borç/sermaye oranları yüksekse) sermaye artışı gerekir. Sorun bir kriz durumunda ne sermayenin, ne de daha fazla kredinin hazır bulunamamasıdır. Tek çözüm borcu sermayeye çevirmektir.Öte yandan, borç sorununun çözümlenmesi para birimlerinin aşırı değer kaybetmelerine neden olurken, cezalandırıcı faizler borçluları iflas ettirip söz konusu ülkeleri derin bir depresyona itmiştir. Burada ise IMF çözümün değil sorunun bir parçası olmaktadır.

Rusya krizine baktığımızda ise bankacılık krizinin varlığını görürüz. Bir bankacılık krizinde çözüm genelde merkez bankasının müdahale edip nakit sağlamasıyla;örneğin, teminat karşılığında imtiyazlı oranlarla borç vermesiyle çözülür. Ancak IMF burada yaptığı anlaşmayla bunu engellemiştir.Zaten durumu görünürde çözümsüz hale getiren de budur.

Rusya da krizden 1 hafta evle ekonomi yönetimiyle telefonda görüştüm.Yaptığım analiz doğruydu ve ben bunu önlemek için harekete geçtim. Hazinenin uluslar arası işlerden sorumlu müsteşarını arayarak teklifimi bildirdim. Hazinenin buna olumsuz tepki vermesinde n sonra ben çeşitli gazetelerde görüşümü açıkladım. Ancak iş işten geçmişti.

 

                                        Çöküş Asıl Önlenir?

Her finansla krizde kamuoyu tartışmasının kapsamı pek dardır. Bu tartışma bankacılıkta denetimi arttırmanın yanı sıra, her ülke için yeterli ve kesin veriler sağlamak üzerine odaklanır. Anahtar sözcükler şeffaflık ve bilgidir. IMF’nin belirli ülkelere hakkındaki görüşlerini duyurup duyurmaması hararetle tartışılır. Ben açıklanması taraftarıyım.Bana göre bu tartışmanın genişletilmesi gerekir. Finans piyasasındaki istikrarsızlığı kabul ederek önlemler alınmalıdır. Piyasaya disiplin getirmek istikrarsızlık getirmektir ve toplum ne kadar istikrarsızlık kaldırabilir? Piyasa disiplininin bir başka disiplinle desteklenmesi gerekir: Kamu politikalarının net hedefi, finans piyasalarında istikrarı korumak olmalıdır.

Açıkça söylemek gerekirse, bizi bekleyen karar küresel finans piyasalarını uluslararası ölçekte düzen altına almak, ya da her devleri elinden geldiği kadar kendi çıkarlarını korumaya bırakmaktır. İkinci yolun küresel kapitalizm denen dev dolaşım sistemini çökerteceği kuşkusuzdur. Egemen devletler sistem çerçevesinde birer valf işlevini görebilirler. Sermaye girişine direnemeyebilirler; ancak sürekli gördükleri anda, çıkışı sınırlayacakları kuşkusuzdur.

En ivedi gereksinme sermayenin tersine akışını durdurmaktır. Bu çevrenin küresel kapitalist sisteme olan bağlılığının sürmesini sağlayacak ve merkezdeki finans piyasalarını rahatlatıp durgunluğu hafifletecektir. ABD’de faiz oranlarını faiz oranlarını düşürmek uygun olmakla birlikte, çevreden kaçışı önlemek için artık yeterli değildir. Likitidenin çevreye daha doğrudan bir biçimde pompalanması gerekir.

Döviz rejimlerine baktığımızda ise şunları söyleyebilirim. Bir kere hangi döviz rejimi olursa olsun, mutlaka kusurludur. Serbest dalgalanan döviz kurları eğilim-izleyici spekülasyonlar nedeniyle yapısal olarak istikrarsızdır. Dahası zaman içinde eğilim-izleyici spekülasyonun önemi arttığından, bu istikrarsızlık birikir. Öte yandan, sabit kur rejimlerinin tehlikesi de çöküşlerin bir felaket olabilmesidir. Asya krizi buna örnektir.Sonuçta esnek kur daha güvenlidir. Kusuru ise uygulayan çevre ülkelerin sermaye çekmesini güçleştirmesidir.Bana göre bir kredi sigorta planıyla bu sistem birleştirilirse sağlam bir düzenleme olabilecektir.

Avrupa’nın tek para sistemine geçmesinin altında yatan nedenin, uzun dönemde ortak bir para olmadan ortak bir pazarın olamayacağı savına katılıyorum.

Ancak uzun vadede bunun merkezi vergi toplama ve yeniden dağıtma dahil, ortak bir mali politika olmadan bir işe yaramayacağını savunuyorum.

Öte yandan iki ana para bloğunun doğuşuyla iki ana para birimi resmi bir biçimde birbirine bağlanarak ana istikrarsızlık kaynaklarından biri ortadan kaldırılabilir.

 

Sermaye Kontrolleri

Sermaye kontrollerinin kaldırılıp ülkelerin bankacılık da dahil, finans piyasalarının uluslar arası rekabete açılması bir inanç meselesi haline geldi. IMF bu hedefleri daha açık bir hale getirmek için kendi kuruluş sözleşmesini değiştirmeyi önerdi.Ancak Asya krizinde görüldü ki finans piyasalarını kapalı tutan ülkeler fırtınayı açık olanlardan daha iyi göğüslediler.

Sermaye piyasalarının açık olması yalnızca ekonomik değil, politik nedenlerden dolayı da arzu edilen bir durumdur.

Uluslararası finans piyasalarındaki istikrarsızlık,yaşamak için yabancı sermayeye bağımlı hale gelmiş bir ülkede istikrarsızlığın daha da büyümesine yol açabilir.Bu yüzden kontroller ideal bir dünyada iyi bir politika olarak görülmese bile istikrarsızlığa yeğdir.

İç piyasalara yabancı bankaların girmesine izin vermek ilginç bir konudur. Bunlar, toptancı piyasanın kremasını yiyip rekabet avantajlarından yararlanırlar ve daha az karlı perakende işine yeterince hizmet götürmezler. Üstelik, yerli bankalardan çok daha oynaktırlar. Bu çevre için olduğu kadar, merkez içinde doğrudur.Rusya’daki çöküşün ardından ABD’de krediyi ilk kısanlar Avrupa bankaları olmuştur.

Kısa vadeli sermaye hareketleri kendi başlarına büyük olasılıkla yarardan çok zarar verirler. Asya krizinde olduğu gibi, alıcı ülkenin kısa vadeli sermaye girişlerinin uzun dönemli amaçlar için kullanımına izin vermesi son derece risklidir. Doğru politika, girişi sterilize etmektir.Bu ise rezervleri biriktirmekle mümkündür. Ancak bu yol pahalıdır ve daha çok giriş çeker.Şili bu konuda iki ucu da yaşamıştır.

Sermaye piyasalarının açık tutmanın başlıca gerekçesi,sermayenin hisse ve bonolar gibi uzun vadeli yatırımlara serbestçe akışını kolaylaştırmaktır. Akışın yönü tersine çevrildiğinde bu gerekçe ortadan kalkar. Egemen devletler birer valf görevi görüp ;girişe izin verip çıkışa vermezler.

Çözüm önermekte bundan daha ileri gitmek istemiyorum. Belki de zaten fazla ileri gitmiş olabilirim. Bütün yapmak istediğim, uygun reformlara kaynak oluşturabilecek bir tartışma başlatmaktır.

                                                                           Salih Polat