|
İçindekiler
Sunuş
Önsöz
BÖLÜM I
KAVRAMSAL ÇERÇEVE
Yanılabilirlik ve
Refleksivite
Bir Ekonomi
Eleştirisi
Finans
Piyasalarında
Refleksivite
Tarihte
Refleksivite
Açık
Toplum
BÖLÜM II
TARİHTE ŞİMDİKİ ZAMAN
Küresel
Kapitalist
Sistem
Dünya
Çapındaki Finansal
Kriz
Çöküş Nasıl
Önlenir?
Sunuş
Öncelikle İktisat
Eğitimime katkıda
bulunan değerli hocam
Hüseyin Şahine bu
kitabı okumamı tavsiye
ettiğinden dolayı
teşekkürü bir borç
bilirim.
Bu
kitabı özetlemeye
çalıştım.Burada yazarın
kendi ifadelerini
kullanmaya özen
gösterdim ancak kitabın
çeviri olması ve
üslubundan dolayı bazı
ifadeleri
kısalttım.Ayrıca birinci
bölümün felsefi
içeriğini de dikkate
alarak bazı
açıklamalardan kaçındım.
Kitabın yayın tarihi
1998 yılıdır.Yazarın
kitabın konusunu
ilgilendiren bir çok
olguyu kitabın yeni
baskısıyla ele alacığına
şüphe yok.Ancak
özellikle 11
Eylül,Medeniyetler
Çatışması ve İkinci
Körfez Savaşı gibi
sosyoekonomik olay ve
olguların kitapta
işlenememesi kitapta
geçen bazı iddialı
tezleri eksik
bırakmaktadır.Buna ek
olarak yazarın kendisi
hakkında son yıllarda
yapılan spekülasyonlar
da yazarın tutarlılığını
etkilemektedir.Örneğin
son beş yılda yapılan
kansız darbelerin
yazarla
ilişkilendirilmesi
ilginçtir.
Önsöz
Bu
kitabı yazmaktaki
hedefim, yaşamıma yön
veren felsefeyi
açıklamaktır.Zaman zaman
kendimi bir yandan para
alıp diğer yandan
çıkartan dev bir
sindirim sistemine
benzetiyordum. Bu
sistemin iki ucunu
birbirine bağlayan
hatırı sayılı miktarda
düşünceler söz
konusuydu. Hem para
kazanma, hem de
hayırseverlik
etkinliklerimi daha
finans piyasalarıyla
uğraşmaya başlamadan
önce, öğrencilik
yıllarımda oluşturduğum
kavramsal bir çerçeve
yönetiyordu.
Popperin eleştirel
düşünce ve bilimsel
metotla ilgili
görüşlerini
özümsedim.Bunu eleştirel
bir gözle yaptım ve
önemli bir noktada ondan
ayrıldım.Bu Popperin
hem doğal hem de sosyal
bilimlerde aynı yöntem
ve ölçütlerin geçerli
olduğu iddiasıydı.
Bu
kitap iki ana bölüme
ayrılmıştır.I.Bölüm
kavramsal çerçeveyi
içerir.Yanılabilirlik,
refleksivite ve açık
toplum bu bölümün üç
anahtar sözcüğüdür.
Ayrıca ekonomiye yönelik
bir eleştiri yaptım. II.Bölümde
ise önceki bölümde
anlattığım kavramsal
çerçeveyi şimdiki zamana
uyguladım.Merkezle çevre
arasındaki eşit olmayan
ilişkileri ve
borçlularla alacaklılara
gösterilen farklı
davranışları inceledim.
I.BÖLÜM
KAVRAMSAL ÇERÇEVE
Yanılabilirlik ve
Refleksivite
Finansal başarım ve
politik öngörülerim
büyük ölçüde bir dizi
soyut düşünceye
dayanır.Özellikle iş
dünyası ve hayırseverlik
konularında
yaptıklarımın çoğunluğun
dayandığı üç temel
kavramın ayrıntılarıyla
açıklanmaları
gereklidir.Bu kavramlar
yanılabilirlik,refleksivite
ve açık toplumdur.
Düşünce ve Gerçek
Düşünceyle gerçek
arasındaki ilişki
nedir?Yanılabilirlik,
içinde yaşadığımız dünya
hakkındaki
bilgilerimizin kusursuz
olmaması
demektir.Refleksivite,
düşüncelerimizin
katıldığımız ve hakkında
düşündüğümüz olayları
aktif biçimde etkilediği
anlamına gelir.Gerçekle
onu nasıl anladığımız
arasında her zaman bir
fark söz konusudur.Benim
katılımcıların peşin
hükmü olarak
adlandırdığım ikisi
arasındaki fark, tarihin
akışını biçimlendirmekte
önemli bir
faktördür.Açık toplum
kavramı
yanılabilirliğimizin
kabulüne bağlıdır.
İnsanların düşünmesi
ikili bir rol oynar.Bu
hem anlamaya
çalıştıkları gerçeğin
pasif bir yansımasıdır,
hem de katıldıkları
olayları
biçimlendirmekte aktif
bir unsurudur.
Doğal olarak kimin ne
düşündüğüne bağlı
olmadan gerçekleşen,
gezegenlerin hareketleri
gibi olgular vardır.Bu
olgular doğal bilimlerin
konusunu
oluştururlar.Burada
düşünce salt pasif bir
rol oynarken sosyal
bilimlerde düşünen
katılımcıları
vardır.Burada düşünceyle
gerçek arasındaki ilişki
daha karmaşıktır.Bizimde
rol aldığımız olaylar,
düşüncelerimizin
doğruluk ya da
yanlışlığının
değerlendirilebileceği
bir tür bağımsız ölçüt
oluşturmaz.Bu Berkeley
in önünde duran ineğe
sırtını döndüğünde
ineğin var olmaya devam
edip etmediği sorusu
gibi soyut bir felsefi
tartışma noktası
değildir.Karar verme
konusunda düşünceyle
gerçek arasında bir
kopukluk söz konusudur;
çünkü gerçekler
gelecekte bir yerde ve
katılımcıların
kararlarına bağlıdır.
Standart ekonomi teorisi
bu gerçeği özellikle
görmezden gelir.Burada
aslında temel nokta
şudur: Sosyal olayların
katılımcıların
kararlarını bilgiye
dayandıramayacakları;
çünkü onlar kararlarını
verdikleri sırada böyle
bir bilgi henüz
yoktur.Örneğin finans
dünyasında insanlar
bilimsel açıdan geçerli
bilgiler temelinde
hareket edebilselerdi o
halde farklı
yatırımcılar aynı anda
aynı hisseleri alıp
satmazlardı.Yani
katılımcılar
kararlarının sonuçlarını
öngöremezler. Sonuç
büyük olasılıkla onların
beklentilerinden farklı
olacak; araya sosyal
olaylara özgü bir
belirsizlik unsuru
katılacaktır.
Refleksivite
Kuramı
Sosyal olaylarda
katılımcılar bir yandan
rol aldıkları durumu
anlamaya çalışırlar.Buna
bilişsel işlev
diyorum. Öte yandan bir
etki bırakmak, gerçeği
kendi arzularına göre
biçimlendirmek isterler
buna da katılımcı
işlev diyorum.Her ilki
işlev de aynı anda
işlerse o durumu
refleksif olarak
nitelendirebiliriz.
Bilişsel ve katılımcı
işlevler her zaman ardı
ardına işlemez,
karışabilir.Sonuçta
katılımcının bilgisi
tarafsız bilgi sayılamaz
.
Gelecek için de
refleksivite
geçerlidir.Yatırımın özü
geleceği tahmin etmektir
ya da bugüne
indirgemektir.Ancak
yatırımcıların bugün bir
hisse için ödemeye hazır
oldukları fiyat söz
konusu şirketin (ya da
para birimi veya
emtianın) geleceğini
çeşitli biçimlerde
etkileyebilir. Ayrıca
refleksivite sadece
finans piyasalarıyla da
ilgili değildir.Zira bir
süreci gerçek anlamda
tarihsel yapan
refleksivitedir.
Belirsizlik
Düşünen katılımcıları
olan durumlarda bir
belirsizlik unsurunun
söz konusu olduğu savı
günlük gözlemler
tarafından yeterince
desteklenmektedir.Yine
de bu ne ekonomi ne de
sosyal bilimlerde genel
kabul görmüş bir sonuç
değildir.
Refleksiviteyi ilk
keşfeden ben
değilim.Thomas Mertonun
kehanetlerle ilgili
görüşü, Machiavellinin
analizi, Alfred
Schutzun
intersubjektivitesi
refleksivite benzeri
kavramlardır.
Düşüncelerin
Tarihinde Refleksivite
Ben 1960larda evrimsel
sistemler daha doğmadan
önce refleksiviteyi
finans, ekonomi ve
politika konularına
uygulamaya başladım.Bunu
Karl Popperin
yazılarının da
yardımıyla kendi kendini
dayanak gösterme kavramı
aracılığıyla
vardım(kendi kendini
dayanak gösterme
beyanların bir
özelliğidir ve tümüyle
düşün dünyasına
aittir).Belki de bu
kadar uzun süredir göz
ardı edilmesinin nedeni
de budur.Refleksivite
ile kendi kendini
dayanak göstermenin
ortak özelliği
belirsizlik
unsurudur.Mantıksal
Pozitivizm kendi kendini
dayanak gösteren
cümleleri anlamsız
olarak tanımlarken ben
refleksivite ile bunun
aksini iddia ediyorum.
Bana göre doğruluğu
belirsiz cümleler
doğruluk değeri bilinen
cümlelerden bile daha
önemlidir.Ancak
Mantıksal Pozitivizm
gerilerde kaldı,bugün
doğal bilimler bütün
olguların deterministlik
biçimde yorumlanmasına
karşı çıkıyorlar.Sonuçta
refleksivite,bizim
doğruluk kuramımızın
tümüyle reddedilmesine
değil yeniden
değerlendirilmesine yol
açmalıdır.
Gerçeğe
Etkileşimli Bir Bakış
Cümlelerle doğrular
arsında,
düşüncelerimizle gerçek
arasında ayrım yapmakta
haklı olabiliriz; ancak,
bu ayrımın içinde
yaşadığımız dünyaya bir
anlam vermek için bizim
tarafımızdan
getirildiğini de
unutmamalıyız.Düşüncelerimiz,
hakkında düşündüğümüz
şeylerle aynı evrende
yer almaktadır. Bu
gerçeğe anlam verme
işini (mantığı), düşünce
ile gerçeğin (doğal
bilimlerde olduğu gibi)
düzenli bir biçimde su
geçirmez bölümlere
ayrılmış olması halinde
oranla çok karmaşık
yapmaktadır. Ayrı ayrı
gerçekler yerine
düşünceyi gerçeğin bir
parçası olarak
görmeliyiz.
Yanılabilirliğin
İki Çeşidi
İki tür yanılma
vardır.Birincisi benim
yanılabilirlik
kavramımdır:
Katılımcıların
düşüncesiyle olayların
gerçek hali arasında bir
uyumsuzluk
bulunmasıdır.Bunun
sonucunda hareketlerimin
beklenmeyen sonuçları
olur.Olaylar mutlaka
beklentilerden
ayrılmayabilir ama
ayrılmaya
eğilimlidirler.İkincisi
ise radikal
yanılabilirlik tir.Bu
tür daha kişiye
özgüdür.Benim hayatımı
yönlendiren
yanılabilirlik bu
türdür.Bu türde ben şunu
iddia ediyorum.İnsan
aklının tüm eserleri şu
ya da bu biçimde
eksiktir.
Bu
benim hayatımda nesnel
düzeyde yatırım yaptığım
şirketlerin ya da
sektörlerin mutlaka
kusurlu olduklarını
kabul ederek onlara
yaklaşmamı ve ona göre
davranmamı sağladı.
Ben yatırımları yaparken
bu disiplin içersinde
(bu Popperin bilimsel
metodudur) kendime özgü
hipotezler geliştirerek
bunu uyguladım.Yatırım
yapacağım zaman bir
hipotez
geliştiriyordum.Bu
hipotezin genel kabul
gören düşüncülerden
farklı olması
gerekiyordu.Bu fark ne
kadar büyükse, kar
olasılığı da o kadar
fazla oluyordu. Bu
yaklaşım Popperin test
ne kadar çetinse hipotez
de o kadar değerli olur
iddiasına
uyuyordu.Bilimde bir
hipotezin somut değeri
yoktur ama finansta bu
ölçülebilir.Bilimin
aksine finans
piyasalarında hipotezin
doğruluğu değil genel
kabul görmesi
önemlidir.Tutmayan
hipotezlerimi ise
verimli yanılgılar
olarak niteledim.Bu ise
radikal yanılabilirliğin
bir boyutunu
oluşturuyordu.Sonuçta
radikal yanılabilirliği
aklın bütün eserlerinin
kusurlu olduğu, fakat
bazılarının verimli
olduğu fikirlerimi
birleştirerek
tanımlayabilirim.
Bir Ekonomi Eleştirisi
Ekonomik analizin
fiziksel bilimlerle aynı
evrensel geçerliğe sahip
olmadığını herkes
bilmektedir.Ancak,
ekonomik analizin
başarısızlığının ve
piyasa ekonomisinin
mutlak geçerliğini
varsayan bütün sosyal ve
politik kurumların
kaçınılmaz
dengesizliğinin en
önemli nedeni doğru
dürüst
anlaşılmamaktır.Refleksivite,
ekonominin ve diğer
sosyal bilimlerin
karşısına birbiriyle
bağlantılı ama farklı
iki problem
çıkarır.Bunlardan
birincisi konuyla
ikincisi de bilimsel
gözlemciyle
ilgilidir.Birincisi
ekonomi teorisinin
geleneksel görüşü
açısında çok ciddi;
ikincisinin ise ölümcül
olduğunu söylüyorum.
Sosyal Olaylarda
Refleksivite
Poperin bilimsel metot
teorisinde hipotez
yalanlanmadıkça doğru
kabul
edilir.Doğrulamayla
yalanlama arasındaki
asimetri bana göre
Popperin sadece bilim
felsefesine değil, dünya
anlayışımıza da en büyük
katkısıdır.Ancak sosyal
bilimlerdeki işin zaman
boyutu bu yöntemin
üzerinde en büyük
engeldir.Refleksivite
teorimi buraya
uyguladığımda kesin
sonuçlara ulaşamam ancak
sosyal bilimlerde sorun
bütünüyle kendini ortaya
koymaktadır.
Sosyal bilimcilerde ise
bilim adamları olaylara
hem katılımcı hem de
gözlemci olarak
katılırlar. Bu ise
Popperin modelindeki
asimetri de sorun ortaya
çıkarır.Çünkü Popperde
bu iki işlev birbirine
müdahale etmez.Bu ise
önemli bir noktadır.
Sosyal bilimciler doğa
bilimlerini taklit
etmeye çalıştılar ama
pek başarılı
olamadılar.Ancak doğal
bilimlerin yetkisini
gasp eden sosyal
bilimciler hatırı
sayılır bir miktarda
etkiler bırakmayı
başardılar.
Ekonomi Teorisinin
Eleştirisi
Ekonomi bilimi doğal
bilimleri taklit
konusunda en iddialı
olanı ve şu ana kadar en
başarılı
girişimdir.Klasikler
Newton fiziğinden
etkilendiler.Bunlar
ekonomik davranışları
hem açıklamaya hem de
öngörmeye yarayacak
evrensel olarak geçerli
yasalar koymaya
çalıştılar. Ve bu hedefi
denge kavramına
dayanarak
gerçekleştirebileceklerini
umdular.Bir sarkaç ne
kadar sallanırsa
sallansın, aynı noktada
durur.Ekonomi
teorisyenlerinin
piyasaların dengeci rolü
hakkında süresiz geçerli
kurallar koymalarına
izin veren ilke işte
budur.
Denge her zaman hareket
eden bir hedef
değildir.Bilişsel
işlevin değişmez olduğu
ve arz-talep eğrilerinin
kesiştiği noktanın denge
noktasının belirlediği
pek çok sıradan durum
vardır.Öte yandan,
arz-talep eğrilerini
değişmez kabul etmekle
göz ardı edilen sayısız
gelişme söz konusudur.
Bu ihmal metodolojik
gerekçelerle mazur
gösterilmişti:
Ekonominin kendi başına
ne arz ne de taleple
ilgilenmediği; ancak
ikisi arasındaki ki
ilişkiyle ilgilendiği
öne sürülmüştür. Bu
iddianın arkasında gizli
bir varsayım; yani,
fiyat mekanizmasının
arz-talep koşulların
koşullarını pasif bir
biçimde yansıtarak tek
yönlü işlemektedir.Ancak
ya fiyat hareketlerinin
kendisi, örneğin yakın
gelecekte bir fiyat
artışı bekledikleri
için, alıcılarla
satıcıların mallarını
belirli bir fiyattan
piyasaya sürme
isteklerini etkilerse ne
olacaktır? Finans
piyasalarının ve aynı
zamanda hızla ilerleyen
teknolojilere sahip
sektörlerin en önemli
gerçeği olana bu
olasılık göz ardı
edilmiştir.
Bağımsız bir şekilde
verilen arz-talep
eğrileri ekonomistlere
genellemeler yapma
becerilerini
kazandırmıştır.Bundan
yoksun olan ekonomistler
acaba ne yaparlardı?
İşte refleksivite
kavramının ima ettiği ve
finans piyasalarının
sergilediği de budur.
Benim şahit olduğum 1980
den sonra bir çok
bankacılık sistemi,kredi
piyasaları,döviz
piyasaları örnekleri
denge teorisinin
yetersizliği için
yeterlidir.
Değerler Sorunu
Ekonomi teorisi
tarafından veri olarak
kabul edilen değerler
her zaman seçenekler
arasında bir karar
gerektirirler:Bir şeyin
şu kadarı başka bir
şeyin bu kadarına
denktir.
Bazı değerlerinin
pazarlık konusu
olamayacağı kabul
edilmez; ya da daha
doğrusu,bu tip değerler
ekonomi alanının dışında
tutulur.Genel anlamda
ancak bireysel tercihler
göz önüne alınıp toplu
gereksinmeler göz ardı
edilir.Bu sosyal ve
politik dünyanın
tamamının hesap dışı
bırakılması demektir.
Karar verme konusunda
deneylere dayanan
araştırmalar insan
davranışlarının kişisel
tercihle ilgili
konularda bile ekonomik
teorinin gereklerine
uyum göstermediğini
göstermiştir.Bulgular
insanların tercihlerinin
tutarlı ve sadık olmak
yerine karar
sorunlarının nasıl ifade
edildiğine göre
değiştiğini
göstermektedir.Örneğin
ekonomi teorisi
Bernoulliden bu yana
(1738 civarı) ekonomik
unsurların kararlarının
sonuçlarını en son
zenginlik durumlarına
göre
değerlendirdiklerini
varsaymıştır.Aslında bu
unsurlar sonuçları
genelde belirli bir
referans noktasına göre
kar ve zarar şeklinde
değerlendirirler.Üstelik,
bu değerlendirme
farklarının kararlar
üzerinde büyük bir
etkisi
olabilir:Sonuçları
zenginlik açısından
değerlendirilen
unsurlar, zarar
açısından düşünenlere
oranla risk almaya daha
yatkın olacaklardır.
Burada vurgulamak
istediğim nokta,
ekonomik davranışın
ekonomi teorisinin veri
kabul ettiği davranış
türleri ve değerlerden
yalnızca biri olduğu ve
toplumda hüküm süren tek
değerler türü
olmadığıdır.Diğer
alanlarla ilgili
değerlerin nasıl
kayıtsızlık eğrileri
gibi diferansiyel hesaba
uyarlanabildiğini
anlamak güçtür.
Finans Piyasalarında
Refleksivite
Hisse fiyatlarının
yansıtması gereken ne
geçen yılın kazançları,
ne bilanço ve ne de
temettüler değil;
gelecek bir kazanç,
temettü ve özvarlık
değerleri akışıdır. Bu
akış veri değildir; bu
nedenle bilgi değil
tahmin konusudur.Burada
önemli nokta gelecekte
olmasıdır. Buna benzer
gerekçeleri döviz,kredi
ve emtia piyasalarına da
uygulayabilirim.
Refleksif etkileşimlerin
istisna değil de kural
olarak gerçekleştiğini
görmek için daha geniş
bir çerçevede bakmamız
gerekir.Örneğin, döviz
hareketleri genelde
kendi değerlerini
belirler;kredilerin
genişlemesi ve daralması
döngüsel düzen
içindedir. Kendi kendini
güçlendiren; ancak
eninde sonunda kendi
kendini yenen süreçler
finans piyasalarını
özgüdür.
O
halde denge nedir?Ben
dengeyi beklentilerle
sonuçların uyuştuğu bir
durum olarak
tanımlıyorum. Finans
piyasalarında dengeye
ulaşılamaz ancak yaygın
bir eğilimin dengeye
doğru mu, ondan uzağa mı
gittiğini belirlemek
mümkündür.Bu kadarı bile
bilgimizde büyük bir
artış sağlar.Eğer yaygın
eğilimi ve beklentilerle
sonuçlar arasındaki bir
farkı belirlersek, bu
bize eğilimin dengeye
doğru mu, ondan uzağa mı
gittiğini öngörme
olanağını verir.Ben bunu
Popperin bilimsel metot
teorisine uyarlayarak
yapıyorum.Bunu
beklentilerimin temeli
olarak bir hipotez
alıp,onu olayların
gelecekteki akışına göre
test ederek yapıyorum.
Bu
iş aktif biçimde para
yönettiğim zamanlarda
hayal gücü,önsezi ve
bıkıp usanmadan
eleştirel bir tavır
gerektirirdi.
Dengeye yakın ve
dengeden uzak koşulları
birbirinden ayırmak
isterim.Bu terimleri,
yaklaşımımın bazı
benzerlikler içerdiği
kaos kuramından ödünç
aldım.Dengeye yakın
koşullarda piyasa
önemsiz tezlerle
çalışır.Bu nedenle
dengeden uzaklaşmak
büyük olasılıkla bir
karşı hareket
oluşturacak, bu da
fiyatları başladıkları
noktaya doğru geri
çekecektir.Bu iniş
çıkışlar bir yüzme
havuzundaki dalgacıklara
benzer.
Tarihte Refleksivite
Dengesizlik koşullarıyla
ilgili bilgiler tarihsel
durumları üç kategoriye
ayrılan bir kavramsal
çerçeve oluşturmaya
yarar.Bu üç kategori
statik dengesizlik,yarı
denge ve dinamik
dengesizlik
durumlarıdır.Statik
denge olasılığı
katılımcıların
kararlarını her zaman
gerçeğin önyargılı bir
yorumuna dayanarak
vermeleri nedeniyle
devre dışı
bırakılmıştır. Bu geriye
üç olasılık
bırakmaktadır.Birincisi
bilişsel ve katılımcı
işlevler arasındaki
refleksif ilişkinin
düşünceyle gerçeğin
birbirlerinden çok fazla
uzaklaşmalarını
engellediğidir. İnsanlar
deneyimlerinden ders
alırlar; önyargılı
görüşlere dayanarak
hareket ederler, ancak
bu önyargıyı değiştirme
eğiliminde olan bir
eleştirel süreç vardır.
Kusursuz bilgiye
erişilemese de, en
azından dengeye doğru
bir eğilim söz
konusudur. Katılımcı
işlev, katılımcılar
tarafından yaşanan
gerçek dünyanın sürekli
değişmekte olmasına
rağmen insanlar bir dizi
temel göstergeye
dayandıkları için,
katılımcıların
önyargısının gerçek
olaylardan çok fazla
uzaklaşmamasını sağlar.
Ben buna dengeye yakın
diyorum.Bu durum modern
Batı dünyası gibi açık
bir toplumun
özelliğidir. Böyle bir
toplum eleştirel bir
düşünce biçimiyle
yakından
bağlantılıdır.Biz kendi
deneyimlerimizden aşina
olduğumuz için buna
düşünceyle gerçek
arasındaki normal
ilişki diyebiliriz.
Öte yandan
katılımcıların
görüşlerinin işlerin
gerçek halinden farklı
olduğu koşullarla
karşılaşabiliriz.İkisi
hiç bir araya gelme
eğilimi göstermezler.Bir
uçta ideolojik
önyargıyla hareket eden
rejimler vardır ve
bunlar değişen koşullara
uyum sağlamakta
isteksizdirler.Bu durum
statik dengesizlik
olarak
tanımlanabilir.Diğer
uçta öylesine hızla
yaşanır ki olaylar,
katılımcıların anlama
hızı olaylara yetişmez
ve durum kontrolden
çıkar.Yaygın görüşlerle
gerçek koşullar
arasındaki fark
dayanılmaz bir hal
alabilir.Bu durum ise
dinamik dengesizlik
durumu olarak
tanımlanabilir.
Açık Toplum
Kapalı bir toplumun
çöküşünün kendiliğinden
açık bir toplum
kurulmasına yol
açmayacağını fark
ettim.Aksine otoritenin
yıkılmasına ve toplumun
çözülmesine yol
açabilirdi. Zayıf bir
devlet de en az otoriter
bir devlet kadar açık
toplum karşısında büyük
bir tehditti. Açık ve
kapalı toplum arasında
ikilem yerine, açık
toplum birden fazla
yandan tehdit altında
bulunan bir düşünce
halini almaktadır.
1990larda gitgide
küreselleşen kapitalist
sistemin doğuşu bu
sonucu doğruladı. Burada
sunduğum çerçeve işte bu
sürecin sonudur. Artık
açık toplumu tehlikeli
bir orta yerde; bazıları
kapalı toplumu kabul
ettirecek, bazıları da
toplumun dağılmasına yol
açacak her türlü
dogmatik inancın tehdidi
altında görüyorum.
II.BÖLÜM
TARİHTE ŞİMDİKİ ZAMAN
Küresel Kapitalist
Sistem
Önceki bölümde
irdelediğim soyut
kuramsal çerçeve
günümüze nasıl ışık
tutabilir? Yalnızca mal
ve hizmetlerin serbest
ticaretiyle değil, daha
çok sermayenin serbest
hareketiyle tanınan bir
küresel ekonomide
yaşamaktayız.Çeşitli
ülkelerdeki faiz
oranları,döviz kurları
ve hisse fiyatları
birbiriyle yakından
ilişkilidir ve küresel
finans piyasasının
ekonomik koşullar
üzerinde muazzam etkisi
bulunmaktadır.
Uluslararası finans
sermayesinin tek tek
ülkelerin refahı
üzerinde oynadığı önemli
rol göz önünde
tutulursa, küresel bir
kapitalist sistemden söz
etmek yersiz
olmayacaktır.
Sistem, finans
sermayesine çok olumlu
bakmakta, bu sermayen en
iyi kazancın olduğu yere
gitmekte serbest
bulunmakta ve
karşılığında küresel
finans piyasalarının
hızla büyümesini
sağlamaktadır. Sonuçta
ortaya çıkan muazzam
dolaşım sistemi
sermayeyi finans
piyasalarına ve ortadaki
kurumlara çekip, oradan
ya krediler ve portföy
yatırımları şeklinde
doğrudan, ya da
çokuluslu şirketler
aracılığıyla dolaylı
yoldan çevreye
pompalamaktadır. Dolaşım
sistemi güçlü olduğu
sürece başka pek çok
etkiyi bastırır. Sermaye
pek çok yarar sağlar.
Bunlar arasında yalnız
üretim kapasitesinde
artış değil, gelişmiş
üretim yöntemleri ve
başka yenilikler;
yalnızca varlıkta değil,
aynı zamanda özgürlükte
de artış
bulunmaktadır.Bu
nedenle, ülkeler
sermayeyi çekip elde
tutmak için
birbirleriyle yarışırlar
ve sermayeye çekici
gelecek koşullar
yaratmak başka sosyal
hedeflerin önüne geçer.
Öte yandan sistem büyük
ölçüde kusurludur.
Kapitalizm kazandığı
sürece para arayışı
diğer bütün sosyal
kaygıları bastıracaktır.
Ekonomik ve politik
düzenlemeler ölçüden
çıkmıştır. Küresel bir
ekonominin gelişmesine
koşut olarak küresel bir
toplum
gelişmemiştir.Politik ve
sosyal yaşamın temel
birimi hala
ulus-devlettir. Merkezle
çevre birimler arasında
da eşit bir ilişki
yoktur. Küresel ekonomi
tökezlerse,o zaman büyük
olasılıkla politik
baskıların etkisiyle
paramparça olacaktır.
Küresel kapitalist
sisteme yönelik
eleştirileri iki ana
başlık altında
toplayabiliriz.Birinci
grup piyasa
mekanizmasının
kusurlarını
içerir.Burada özellikle
uluslararası finans
piyasalarının yapısında
var olan
dengesizliklerden
bahsediyorum. Diğer grup
ise piyasa dışı sektör
diye
isimlendirebileceğim
sektörün eksiklikleriyle
ilgilidir. Bununla da
özellikle hem ulusal,
hem de uluslararası
düzeylerde politikanın
başarısızlığından
bahsediyorum.
Soyut Bir
İmparatorluk
Küresel kapitalist
sistem soyut bir
kavramdır.Bu onu daha az
önemli hale getirmez.Bu
sistem bizim yaşamımıza
hükmetmektedir.Kapitalist
sistem gelmiş geçmiş en
büyük imparatorluktur.
Bütün bir uygarlığa
hükmeder ve diğer
imparatorluklarda olduğu
gibi, duvarlarının
dışında kalanlar barbar
olarak nitelenir.Bu
sistemin gücünün
sınırlandığı alanlar
bünyesindeki devletlerin
egemenliğidir.
Sistemin merkezi ve
çevre birimleri vardır.
Merkez çevre birimler
pahasına yarar sağlar.
Küresel kapitalist
sistem bir takım
emperyalist eğilimler
sergiler.Denge aramaktan
çok genişlemekle
peşindedir.Büyük
İskenderden pek farkı
yoktur ve yayılmacı
eğilimleri pekala sonunu
getirebilir.Yayılmadan
kastım coğrafi değil;
insanların yaşamları
üzerindeki etkinliğidir.
Sitem yapı olarak salt
işlevseldir ve işlevi de
mal ve hizmetlerin
üretimi,tüketimi ve
alışverişi yani
ekonomiktir.Bunun içine
üretim faktörleri de
dahildir. Marx ve
Engelsin 150 yıl önce
işaret ettiği gibi
kapitalist sistem
toprağı,emeği ve
sermayeyi birer mal
haline dönüştürmüştür.
Sistem genişledikçe
ekonomik işlev ve
insanların ve
toplumların yaşamlarına
hükmetmeye başlar.
Sistemin bölgeler üstü
yapısına rağmen, bir
merkezi ve çevresi
vardır.Merkez sermayeyi
sağlayan;çevre de
sermayeyi
kullanandır.Oyunun
kuralları merkezin
lehine çarpıtılmıştır.
Burada merkezin
uluslararası finans
piyasalarının yoğun
bulunduğu New York ile
Londra olduğu ya da
dünyanın para arzının
belirlendiği
Washington,Frankfurt,Tokyo
veya dünyanın en aktif
ve hareketli kısmının
konuşlandığı kıyı
piyasaları olduğu da öne
sürülebilir.
Sermayenin serbest
hareketi nispeten yeni
bir olgudur.Bunun
Bretton Woods
kurumlarıyla
uluslararası ticaretin
gelişmesi için ortaya
çıktığını
söyleyebiliriz.Bu
kurumlardan Dünya
Bankası doğrudan
yatırımların eksikliğini
telafi etmek için,IMF
ise ticaretteki
dengesizliğin
giderilmesi ve finansal
kredilerin eksikliğini
gidermek için
kurulmuşlardı.
Önce doğrudan yatırımlar
canlandı.Çoğu para
birimi konvertibl
olmadığı ve çoğu ülke
sermaye işlemlerine
kontroller getirdiği
için,uluslararası finans
piyasaları daha yavaş
gelişmiştir.
Küresel kapitalizmin
gerçek doğuşu 1970lerde
başladı. 1973 yılında
bir varil petrolün
fiyatı 2 $ dan 10 $ a
1979 da 13 $ dan 30 $ a
çıktı. Petrol ithal eden
ülkeler büyük bütçe
açıklarını finanse ermek
durumunda kalırken,
ihracatçılar ani bir
fazlalığın keyfini
sürdüler.Fonları yeniden
dönüştürmek perdenin
gerisinden batılı
hükümetlerin de
desteğiyle, ticari
bankalara düştü.
Eurodolarlar çıkartıldı
ve büyük kıyı piyasaları
gelişti.Uluslararası
krediler furyası 1982 de
çöktü ,ancak o dönemde
finansal sermayenin
hareket serbestisi artık
iyice yerleşmişti.
Kapitalizm ve
Demokrasi
Gerçeği söylemek
gerekirse, demokrasiyle
kapitalizm arasındaki
ilişki en iyi deyimle
kırılgandır.
Kapitalizmle demokrasi
farklı ilklere
uyarlarlar.Amaçları
farklıdır: Kapitalizmde
amaç
zenginlik,demokrasideyse
politik
iktidardır.Risklerin
ölçüldüğü ölçütler de
farklıdır. Kapitalizmde
hesap birimi
para,demokraside ise
oydur.Çıkarlar da
farklıdır.Kapitalizmde
özel çıkarlar egemenken
demokrasiye kamu
çıkarları egemendir.
Avrupada politik
hakların genişletilmesi
kapitalizmin en kötü
aşırılıklarının
bazılarını düzeltmek
içindir.
Paranın Rolü
Paranın rolü anlaşılırsa
sistem daha
anlaşılır.Paranın üç
işlevinden değer deposu
işlevi tartışmaya
açıktır.Sorun şu ki
gerçek dünyada değerler
verilmemiştir. Açık bir
toplumda insanlar kendi
kararlarını vermekte
özgürdürler ama ne
istediklerini mutlaka
bilmezler.Hızlı değişim
koşullarında ,gelenekler
etkinliğini yitirmiş ve
insanların üstüne dört
bir yandan öneriler
yağarken,değiş tokuş
değerleri öz değerleri
temsil etmeye
başlayabilir. Bu
özellikle rekabeti
vurgulayan ve başarıyı
parayla ölçen kapitalist
bir rejimde doğrudur.O
halde bu sistemde para
arayışı en büyük
değerdir.
İstikrarsızlık
Kaynağı Olarak Kredi
Kredinin rolü paranın
rolünden daha az
anlaşılmaktadır.Kredi
refleksif bir olgu
olduğundan şaşırmamak
gerek.Teminatın değeri
kredi arzından
etkilenir.Bu özelilikle
çok tercih edilen bir
teminat olan
gayrimenkullarda
geçerlidir.
İnşaat sektörü
büyüme/çökme özelliğiyle
tanınır.Her çöküşten
sonra bankalar bir daha
asla bu kadar açılmamaya
karar verirler.Ancak,bir
kez daha elleri bollaşıp
da parayı çalıştırma
kaygısına
düştüklerinde,yeni bir
döngü başlar.Aynı model
uluslararası borçlanmada
da geçerlidir.
Keynes refleksif
olguların pekala
farkındaydı: Finans
piyasalarını insanların
başkalarının nasıl
tahmin ettiğini tahmin
etmeye çalışanların
nasıl tahmin ettiğini
tahmin etmeye
çalıştıkları bir
güzellik yarışması
şeklinde tanımladı.Ancak
o bile kuramını akademik
açıdan kabul edilebilir
hale getirmek için denge
çerçevesinde sundu.
Kredilerin yapısındaki
refleksiviteden
kaçınmanın çok tutulan
bir yolu, dikkati para
arzı üzerinde
yoğunlaştırmaktır.Para
arzı rakamla
belirtilebildiğinden
ölçümün kredi
koşullarını yansıttığı
varsayılır. Ancak altın
standardında yaşanan
deneyimlerin gösterdiği
gibi istikrarlı bir para
arzı istikrarlı bir
ekonomi yaratmaz.
Monetarizmin uygulamada
son derce iyi
işlemesinin neden
teoriyi göz önüne
almayışıdır. Merkez
bankaları parasal
istikrarın nasıl
korunacağına karar
verirken yalnızca
parasal ölçümlerlere
güvenmezle.Hatta Federal
Reserve daha agnostik
bir görüş benimseyerek
para arzının nihayetinde
bir karar olduğunu
vurgular.
Asimetri
Çevredeki ülkeler
tüyolarını merkezden
alırlar.Merkez ülkelerin
para politikası iç
kaygılarla
yönlendirildiğinden ,
çevredekilerin kendi
kaderleri üzerinde pek
söz hakları olmaz. Bu
süreç bir bakıma,
Amerikan ihtilalini
başlatan sorunu; yani,
temsil edilmeden
vergilendirmeyi andırır.
Sermaye belirsizlik
dönemlerinde kaynağına
dönmek eğilimindedir.
Küresel kapitalist
sistemdeki çalkantıların
çevrede merkezde
olduğundan çok büyük bir
etki bırakmasına neden
de budur. Söylendiği
gibi, Wall Street soğuk
aldığında dünya zatürree
olur.Asya krizi bunu
açık bir örneğidir.
Çevrede olmanın
dezavantajları bulunsa
da, sistemden çıkmaya
yeğdir. Ancak işin diğer
boyutu ise sitemin her
ne kadar asimetri ve
istikrarsızlığı gibi
olumsuzluklar varsa da
esneklik ve tutarlılık
bunu
dengeleyebilmektedir.
Piyasa
Köktenciliği
Düzenlenmemiş piyasalar
yanlısı gerekçelerin pek
ender olarak bu kadar
kaba bir biçimde öne
sürüldüğünü belirtmek
gerekir. Tersine
Freidman gibileri bolca
istatistik sunmuş ve
akılcı beklentiler
taşıyan kuramcılar eski
matematik yöntemlerine
başvurmuşlardır.
Bazılarının modellerinde
kusursuz ve asimetrik
bilgi de
kullandıklarını, ancak
çemberden atlamaktaki
resmi amaçlarının
genelde kusursuzluk,yani
denge koşullarını
yerleştirmek olduğunu
öğrendim.
Küresel Kapitalist
Sistemin geleceğine
baktığımda günümüzdeki
sınav dönemini başarıyla
geçecek olursa,bu dönemi
daha da büyük bir
hızlanma dönemi
izleyecek ve
sistemi,eğer zaten orada
değilse bile ,dengeden
uzak alana çekecektir.
Dünya Çapındaki
Finansal Kriz
Uluslararası
Finansın İstikrarsızlığı
Sistemde doğrudan
yatırımcılar banka
müşterileri olmanın
dışında, istikrar bozucu
bir oynamadı.Portföy
yatırımcıları ise borçla
finansman yapan koruma
fonlarını ve !!gelince,
başkalarının paralarını
çalıştıran kurumsal
yatırımcıları,borçla
finansman yapan koruma
fonlarını ve bireysel
yatırımcıları
ayırabiliriz.
Kurumsal yatırımcılar
performanslarını
birbirine göre ölçer ve
bu nedenle eğilim
izleyen bir sürü haline
gelirler. Ellerindeki
değerleri farklı ulusal
piyasalara yatırırlar.
bir piyasa değer
kazanırken oradaki
varlıklarını
arttırmaları gerekir,
yoksa hafif kalırlar.
Bunun tersi de
geçerlidir. Bu yüzden
yatırım fonları krizde
değil çökmenin kalıcı
olmasında rol oynarlar.
Koruma Fonu
yöneticileriyle diğer
spekülatörler tahvil
alıp satmadan, doğrudan
dövizle oynayabilirler.
Bankalar da hem kendi
hesaplarına, hem de
müşterileri adına bunu
yapabilir. Döviz
piyasalarında bankalar
koruma fonlarından daha
etkilidir.Asya krizinde
ise ülkelerin yapısal
zaafları ve kendi
modelleri krizde etkili
olmuştur.
IMF bakımdan Asya
krizine bakarsak IMFnin
daha önce karşılaştığı
krizlerden farklı bir
krizdir bu.Çünkü kriz
kamu sektöründen değil
özel sektörden
kaynaklanmaktadır.IMF
ise bunu göz ardı ederek
Asya krizinde de
geleneksel acı ilacını
vermiştir: Faizleri
yükseltip hükümet
harcamalarını düşürerek
paraya istikrar getirin
ve uluslar arası
yatırımcıların güvenini
tekrar kazanın.Ancak
özellikle borç sorunları
kapanmayan ülkelerin
parasının istikrara
kavuşması güçtür. Çünkü
paranın değerinin
düşmesi borçluları
risklerinin kapatmasına
etki ediyor ve kısır
döngü içinde risklerini
daha da artırmış
oluyorlardı.
IMFnin işi nakit
krizini
çözmektir;yapısal
sorunların söz konusu
ülkeye bırakılması en
iyisidir ama ben aksini
savunuyorum.Çünkü nakit
krizleri yapısal
dengesizliklerle iç
içedir;yalnızca bir
ülkeye daha çok borç
verilerek çözülemezler.
Hem bankalar, hem de
şirketler aşırı borca
girince (borç/sermaye
oranları yüksekse)
sermaye artışı gerekir.
Sorun bir kriz durumunda
ne sermayenin, ne de
daha fazla kredinin
hazır bulunamamasıdır.
Tek çözüm borcu
sermayeye
çevirmektir.Öte yandan,
borç sorununun
çözümlenmesi para
birimlerinin aşırı değer
kaybetmelerine neden
olurken, cezalandırıcı
faizler borçluları iflas
ettirip söz konusu
ülkeleri derin bir
depresyona itmiştir.
Burada ise IMF çözümün
değil sorunun bir
parçası olmaktadır.
Rusya krizine
baktığımızda ise
bankacılık krizinin
varlığını görürüz. Bir
bankacılık krizinde
çözüm genelde merkez
bankasının müdahale edip
nakit
sağlamasıyla;örneğin,
teminat karşılığında
imtiyazlı oranlarla borç
vermesiyle çözülür.
Ancak IMF burada yaptığı
anlaşmayla bunu
engellemiştir.Zaten
durumu görünürde
çözümsüz hale getiren de
budur.
Rusya da krizden 1 hafta
evle ekonomi yönetimiyle
telefonda
görüştüm.Yaptığım analiz
doğruydu ve ben bunu
önlemek için harekete
geçtim. Hazinenin
uluslar arası işlerden
sorumlu müsteşarını
arayarak teklifimi
bildirdim. Hazinenin
buna olumsuz tepki
vermesinde n sonra ben
çeşitli gazetelerde
görüşümü açıkladım.
Ancak iş işten geçmişti.
Çöküş Asıl Önlenir?
Her finansla krizde
kamuoyu tartışmasının
kapsamı pek dardır. Bu
tartışma bankacılıkta
denetimi arttırmanın
yanı sıra, her ülke için
yeterli ve kesin veriler
sağlamak üzerine
odaklanır. Anahtar
sözcükler şeffaflık ve
bilgidir. IMFnin
belirli ülkelere
hakkındaki görüşlerini
duyurup duyurmaması
hararetle tartışılır.
Ben açıklanması
taraftarıyım.Bana göre
bu tartışmanın
genişletilmesi gerekir.
Finans piyasasındaki
istikrarsızlığı kabul
ederek önlemler
alınmalıdır. Piyasaya
disiplin getirmek
istikrarsızlık
getirmektir ve toplum ne
kadar istikrarsızlık
kaldırabilir? Piyasa
disiplininin bir başka
disiplinle desteklenmesi
gerekir: Kamu
politikalarının net
hedefi, finans
piyasalarında istikrarı
korumak olmalıdır.
Açıkça söylemek
gerekirse, bizi bekleyen
karar küresel finans
piyasalarını
uluslararası ölçekte
düzen altına almak, ya
da her devleri elinden
geldiği kadar kendi
çıkarlarını korumaya
bırakmaktır. İkinci
yolun küresel kapitalizm
denen dev dolaşım
sistemini çökerteceği
kuşkusuzdur. Egemen
devletler sistem
çerçevesinde birer valf
işlevini görebilirler.
Sermaye girişine
direnemeyebilirler;
ancak sürekli gördükleri
anda, çıkışı
sınırlayacakları
kuşkusuzdur.
En
ivedi gereksinme
sermayenin tersine
akışını durdurmaktır. Bu
çevrenin küresel
kapitalist sisteme olan
bağlılığının sürmesini
sağlayacak ve merkezdeki
finans piyasalarını
rahatlatıp durgunluğu
hafifletecektir. ABDde
faiz oranlarını faiz
oranlarını düşürmek
uygun olmakla birlikte,
çevreden kaçışı önlemek
için artık yeterli
değildir. Likitidenin
çevreye daha doğrudan
bir biçimde pompalanması
gerekir.
Döviz rejimlerine
baktığımızda ise şunları
söyleyebilirim. Bir kere
hangi döviz rejimi
olursa olsun, mutlaka
kusurludur. Serbest
dalgalanan döviz kurları
eğilim-izleyici
spekülasyonlar nedeniyle
yapısal olarak
istikrarsızdır. Dahası
zaman içinde
eğilim-izleyici
spekülasyonun önemi
arttığından, bu
istikrarsızlık birikir.
Öte yandan, sabit kur
rejimlerinin tehlikesi
de çöküşlerin bir
felaket olabilmesidir.
Asya krizi buna
örnektir.Sonuçta esnek
kur daha güvenlidir.
Kusuru ise uygulayan
çevre ülkelerin sermaye
çekmesini
güçleştirmesidir.Bana
göre bir kredi sigorta
planıyla bu sistem
birleştirilirse sağlam
bir düzenleme
olabilecektir.
Avrupanın tek para
sistemine geçmesinin
altında yatan nedenin,
uzun dönemde ortak bir
para olmadan ortak bir
pazarın olamayacağı
savına katılıyorum.
Ancak uzun vadede bunun
merkezi vergi toplama ve
yeniden dağıtma dahil,
ortak bir mali politika
olmadan bir işe
yaramayacağını
savunuyorum.
Öte yandan iki ana para
bloğunun doğuşuyla iki
ana para birimi resmi
bir biçimde birbirine
bağlanarak ana
istikrarsızlık
kaynaklarından biri
ortadan kaldırılabilir.
Sermaye
Kontrolleri
Sermaye kontrollerinin
kaldırılıp ülkelerin
bankacılık da dahil,
finans piyasalarının
uluslar arası rekabete
açılması bir inanç
meselesi haline geldi.
IMF bu hedefleri daha
açık bir hale getirmek
için kendi kuruluş
sözleşmesini
değiştirmeyi
önerdi.Ancak Asya
krizinde görüldü ki
finans piyasalarını
kapalı tutan ülkeler
fırtınayı açık
olanlardan daha iyi
göğüslediler.
Sermaye piyasalarının
açık olması yalnızca
ekonomik değil, politik
nedenlerden dolayı da
arzu edilen bir
durumdur.
Uluslararası finans
piyasalarındaki
istikrarsızlık,yaşamak
için yabancı sermayeye
bağımlı hale gelmiş bir
ülkede istikrarsızlığın
daha da büyümesine yol
açabilir.Bu yüzden
kontroller ideal bir
dünyada iyi bir politika
olarak görülmese bile
istikrarsızlığa yeğdir.
İç
piyasalara yabancı
bankaların girmesine
izin vermek ilginç bir
konudur. Bunlar,
toptancı piyasanın
kremasını yiyip rekabet
avantajlarından
yararlanırlar ve daha az
karlı perakende işine
yeterince hizmet
götürmezler. Üstelik,
yerli bankalardan çok
daha oynaktırlar. Bu
çevre için olduğu kadar,
merkez içinde
doğrudur.Rusyadaki
çöküşün ardından ABDde
krediyi ilk kısanlar
Avrupa bankaları
olmuştur.
Kısa vadeli sermaye
hareketleri kendi
başlarına büyük
olasılıkla yarardan çok
zarar verirler. Asya
krizinde olduğu gibi,
alıcı ülkenin kısa
vadeli sermaye
girişlerinin uzun
dönemli amaçlar için
kullanımına izin vermesi
son derece risklidir.
Doğru politika, girişi
sterilize etmektir.Bu
ise rezervleri
biriktirmekle mümkündür.
Ancak bu yol pahalıdır
ve daha çok giriş
çeker.Şili bu konuda iki
ucu da yaşamıştır.
Sermaye piyasalarının
açık tutmanın başlıca
gerekçesi,sermayenin
hisse ve bonolar gibi
uzun vadeli yatırımlara
serbestçe akışını
kolaylaştırmaktır.
Akışın yönü tersine
çevrildiğinde bu gerekçe
ortadan kalkar. Egemen
devletler birer valf
görevi görüp ;girişe
izin verip çıkışa
vermezler.
Çözüm önermekte bundan
daha ileri gitmek
istemiyorum. Belki de
zaten fazla ileri gitmiş
olabilirim. Bütün yapmak
istediğim, uygun
reformlara kaynak
oluşturabilecek bir
tartışma başlatmaktır.
Salih Polat
|