Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web


 
             Kıbrıs Meselesi  
                              II.Dünya Savaşından Sonra Kıbrıs
     Kıbrıs denildiğinde benim ilk aklıma gelenler:Haritaya baktığımda sanki namlusunu Orta Doğu’ya çevirmiş bir tank görünümü veren,sorunlu bir ada, müzakereler, anlaşmalar, açıklamalar, Yunanistan, BM, AB,ABD,İngiltere ve tabii ki Rauf Denktaş.Evet bu araştırmayı yapmadan önce sanki biz burayı zorla almışız da diğer ülkeler bize bu haksızlığı gidermemizi istiyorlar izlenimi vardı bende.Bu izlenim fikir sahibi olmadan bilgi sahibi olmak ilkesiyle hareket ettiğimden ,kaliteli bir eğitim sisteminden geçtiğimden, her yazılan yazıyı her haberi belli bir sorumlulukla duyuran medyadan elde ettim.Araştırmadan sonra bir Türk genci olarak utandım.Araştırdıkça,okudukça daha ne kadar utanırım ve başka kimlerin utanması gerekir orası ayrı bir konu.
     Coğrafi açıdan Anadolu’nun tabii bir uzantısı,tarihi açıdansa yaklaşık beş yüz yıldır insanı, kültürü, eserleriyle Türk varlığının ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs adası,coğrafi mevki olarak Doğu Akdeniz’in merkezi bir yerinde bulunmakta Doğu Akdeniz ile Orta Doğu’yu kontrol altından tutmaktadır.
Tarih boyunca Kıbrıs üzerinde cereyan eden hakimiyet mücadelelerinin neden ve sonuçları incelendiğinde bunun altında yatan Kıbrıs’ın jeostratejik önemidir.
     Ada Osmanlı İmparatorluğunun elinde bulunduğu sürece Osmanlı bölgede nüfuzunu devam ettirebilmiş İngiltere de adaya yerleştikten sonra ancak Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da söz sahibi olmuştur.
Kıbrıs coğrafi olarak Akdeniz’in üçüncü büyük adasıdır.Kıbrıs’a en yakın ülke 70 km. mesafe ile Türkiye’dir.Yüzölçümü 10.000 km² olan adanın bugün %35’i Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin,%60 ı Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin,%3 ü İngiltere’nin,%2 si de Birleşmiş Milletler Barış Gücünün bulunduğu ara bölge’ye aittir. KKTC ile GKRY arasındaki temas hattının uzunluğu 216 km²’ dir.
             
KIBRIS MESELESİNİN PARAMETRELERİ
Megalo İdea
Kelime olarak "Büyük Fikir(Ülkü)" anlamına gelen Megalo İdea, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u alarak, Bizans İmparatorluğuna son verdiği günden beri yürürlükte olan bir ülküdür.
Bizans İmparatorluğunu bir Helen İmparatorluğu olarak kabul eden Yunan milliyetçileri, "Megalo İdea" adını verdikleri büyük ülküleri ile eskiden Bizans'a ait olan tüm toprakları yeniden elde ederek, "Konstantinopolis" diye adlandırdıkları İstanbul başkent olmak üzere, büyük Helen İmparatorluğunu yeniden kurmayı hayal etmektedirler
Enosis
Enosis, Megalo İdea hedefi çerçevesinde Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanmasını, ilhak edilmesini ifade etmektedir. Kelime anlamı ile ilhak demek olan Enosis (yani adanın Yunanistan'a bağlanması) ilk Megali İdea haritasının çizildiği 1791 yılından beri gündemde olan bir konudur. Bir anlamda Kıbrıs sorununun da bu tarihten itibaren varolduğu söylenebilir. Yunanistan'ın Kıbrıs'ı talep etmesi ise 30 Aralık 1918 yılında gerçekleşti. 18 Ekim 1828 tarihinde İngiltere, Rusya ve Fransa'ya bir nota veren Yunanistan, resmen ilk kez Enosis fikrini ortaya atmış ve adanın kendisine bağlanmasını istemiştir.
Kıbrıs Rum Halkı
“Bir Kıbrıslı Rum kanı nedeniyle her şey olabilir, fakat Ortodoks olduğu için kendisini Yunanlı sayar.” Sözü her şeyi açıklamaktadır. Coğrafi açıdan Anadolu’nun tabii bir uzantısı,tarihi açıdan da yaklaşık beş yüz yıldır insanı,kültürü,eserleriyle Türk varlığının ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs adası Yunanlıların dediği gibi bir tarihi ve kültürel açıdan Yunan kimliğini taşımamaktadır.
Kıbrıs Türk Halkı
Osmanlı İmparatorluğu’nun Kıbrıs’ı ele geçirmesinden sonra Anadolu’dan mecburi göç ,hareketiyle yerleştirilen Türkler 18.Yüzyılın sonlarında adada çoğunluğu oluşturmaktadır.1878 İngiliz egemenliği döneminden sonra bir çok defa göçe zorlanan Kıbrıslı Türklerin bir çoğu Lozan anlaşmasından sonra Türkiye’ye iltica etmiştir.Lozan’dan önce yarım milyonu bulan Türk nüfusu 1960 da 100.000 e düşmüştür.
JEOPOLİTİK TEORİLER AÇISINDAN KIBRIS
1) Kara Hakimiyet Teorisi: Dünya hakimiyetine doğru harekete geçen kuvvetin ilerleme mihverlerinin önemli bir kısmını kontrol eder. 93 Harbi sonrasında İngilizler’ in Rus tehlikesine karşı burayı üs edinmesinin nedeni budur.
2) Deniz Hakimiyet Teorisi: Türkiye’nin güney limanlarını tamamen diğer limanlarını kısmen kontrol eden Kıbrıs önemli bir bölgeyi kontrol altında tutmaktadır.Orta Doğu’ya hakim olmak emelinde olanlar için anahtar durumundadır.
3) Kenar Kuşak Teorisi: Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs bu teorinin ana damarlarını oluştururlar.
4) Hava Hakimiyet Teorisi: İdeal bir yerde bulunan batmayan bir uçak gemisidir.Bu teori olmadan diğerlerin tatbiki imkansızdır.
                                  TARİHİ GELİŞİM İÇİNDE KIBRIS
Askeri ve ticari nedenlerle her zaman stratejik bir konumda bulunan Kıbrıs tarih boyunca bir çok devletin istilasına uğramıştır.Osmanlı İmparatorluğu 1571 yılında Kıbrıs’ı ele geçirmiş ve 1878 yılına kadar elinde tutmuştur.Kıbrıs’ın ele geçirilmesi Avrupa’da büyük yankı uyandırmış Papa’nın teşviki ile kurulan Haçlı Donanması İnebahtı’ da demirli bulunan Türk gemisini yakmış, bunun üzerine Sokulu “Siz bizim donanmamızı yakmakla sadece bizi tıraş etmiş oldunuz ancak biz Kıbrıs’ı almakla sizin kolunuzu kestik” sözü ile Kıbrıs’ın stratejik önemini çok güzel bir biçimde vurgulamıştır.
İNGİLİZ EGEMENLİĞİ DÖNEMİ (1878-1960)
1878 yılına geldiğimizde Süveyş ve Cebel-i Tarık boğazlarını kontrol altında tutan İngiltere’nin çıkarlarının Ruslarla çatışmasıyla Kıbrıs adasının önemi daha da artmış ve Osmanlı İmparatorluğu ile yaptığı anlaşma sonucu Kıbrıs’ı geçici bir üs olarak ele geçirmiştir.
I.Dünya savaşında Osmanlı İmparatorluğu ile karşı cephelerde savaşan İngiltere tek taraflı olarak adayı ilhak ettiğini duyurmuştur.Lozan anlaşmasıyla da bu durumu tescil ettirmiştir.II.Dünya savaşından sonra oluşan iki kutuplu dünya karşısında sömürgelerini bir bir kaybeden İngiltere, Yunanistan yanlısı politikalarla bu durumunu 1960’a kadar devam ettirmiştir.
II.Dünya savaşında Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştiremeyen Yunanistan Megalo İdea doğrultusunda Enosis’ e sınırsız destek vermiş ve bu uğurda çalışmalarını artırmıştır.
İlk kez 1954 yılında Kıbrıs konusunu BM gündemine getirmiştir.Enosis için gayretlerini gittikçe yoğunlaştıran Rum-Yunan ikilisi 1955 yılında Kıbrıslı Savaşçıların Ulusal Birliği (EOKA) adı altında bir terör örgütü kurarak Enosis’ i silahlı mücadele ile gerçekleştirme yoluna gitmişlerdir.Kıbrısdaki ki siyasi ortamın gerginleşmesi üzerine İngiltere Türk ve Yunan dışişleri bakanlarıyla bir görüşme yapmış ancak sonuçsuz kalmıştır.EOKA’ nın faaliyetlerinin giderek artması sonucu Türkler Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) adı altında bir örgütü 1958 yılında faaliyete geçirmişlerdir.İngiltere’nin bölgedeki önemini kaybettiği dönmede İngiltere Self-Determinasyona(bir halkın kendi geleceğini özgürce belirlemesi) ağırlık verirken Yunanistan bu planı yetersiz görmüş Türkiye’de ise taksim fikri ağırlık kazanmıştır.Taksim tezi İngiltere’ye paralel olarak yoğunlaştığı Türkiye’de “Ya Taksim,Ya Ölüm” sloganıyla konuya yaklaşmaya devam etmiştir.1957 yılında BM’ye self-determinasyon talebi ile başvuran Yunanistan burada istediği sonucu elde edememiştir.Enosis hareketiyle bir sonuç elde edemeyeceğini anlayan Yunanistan “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında bağımsızlık fikrini ortaya atmışlardır.Bu yıllarda Kıbrıs’ın NATO açısından öneminin artması sonucu ABD devreye girmiştir.Türkiye,Yunanistan,İngiltere ve iki toplum liderleri arasında 1959 da Londra ve Zürih’ de üç temel anlaşma imzalanmıştır.Bunlar:
1)Kuruluş Anlaşması
• Kıbrıs devleti başkanlık rejiminde bir cumhuriyet olacak.
• Türkler yönetime %30 oranında katılacak.
• Cumhurbaşkanı Rum,yardımcısı Türk olacak.
• Türk ve Rum meclisleri kendileri ile ilgili kararlar alabilecekler.
• Resmi dil Rumca ve Türkçe olacak
• İngiltere’nin üslerdeki egemenliği sürecek.
• Kıbrıs Devleti başka Hiçbir devletle birleşmeyecek.
2)Garanti Anlaşması
Anayasal düzen ihlal edildiğinde Türkiye,Yunanistan,İngiltere birlikte müdahale edecek bu oluşmadığı takdirde garantör devletlerden her biri tek başına müdahale hakkına sahip olacak.
3)İttifak Anlaşması
Kıbrıs’ da kurulacak ortak karargaha Yunanistan 950,Türkiye 650 kişilik bir kuvvetle katılacak.
Böylece hukuki bakımdan Kıbrıs’ da tek bir Kıbrıs halkı ve çoğunluk idaresine dayanan bir self-determinasyon hakkı resmen reddedildi.
BAĞIMSIZ KIBRIS CUMHURİYETİ DÖNEMİ (1960-1963)
Bağımsızlığın Rumlar tarafından kabul edilmesindeki ana düşünce o günkü konjüktürde enosis’i gerçekleştiremeyeceklerini anlamalarıdır.Türkler açısından önemi ise bağımsızlık haklarının ve egemenlik haklarının tanınmasıdır.
Kıbrıs Cumhuriyeti dönemi boyunca Rumlar çeşitli gerekçelerle Türklerin elde ettiği hakları geri almak istediler.1963 yılında Anayasa’nın Türklere sağladığı eşitlik haklarının 13 maddesini değiştirmek istediler.Bu teklifin reddedilmesi üzerine tarihe Kanlı Noel olarak geçen Rum saldırılarına başladılar.yüzlerce Türkün şehit edilmesi,binlercesinin göç ettirilmek zorunda kalmasıyla sonuçlanan EOKA baskınları sonucu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1964 yılında adaya barış gücü gönderilmesi kararı almışlardır.Ancak Barış Gücü hiçbir zaman Rum saldırılarının önüne geçememiştir. Kıbrıs Cumhuriyeti Rumlar tarafından yıkılmıştır.Böylece Rumlar Enosis hedefinden vazgeçmediklerini göstermiş oldular.
1963-1964 KIBRIS KRİZİ VE SONRASI
Rumların Kıbrıs Türklerine yönelik saldırılarının sürmesi üzerine 24 Aralık 1964'de Türkiye ,garantörlük anlaşması gereği Yunanistan ve İngiltere’yi harekete geçirerek Lefkoşe’de yoğunlaşan çarpışmaları durdurmak için araya girdi.Türkiye'nin bu kararına rağmen saldırılar durmamış, tam aksine, Kıbrıs'taki Yunan Alayı da saldırılara katılmıştır.Durumun iyice kötüleşmesi üzerine 25 Aralık 1963'de, Türk savaş uçakları Lefkoşe üzerinde alçak uçuşlar yapmıştır.Bir müdahaleden korkan Rumlar, İngiltere'nin arabuluculuğuyla ateşkesi kabul etmişlerdir.
27 Aralık günü bir İngiliz generalin komutasında üç garantör ülkenin askerleri "Barışı Koruma Kuvveti" adı altında göreve başlamışlardır. 30 Aralık günü de Adada görevli İngiliz general tarafından mevcut durum çerçevesinde "Yeşil Hat" çizilmiştir. Lefkoşe'nin Türk ve Rum kesimini ayıran ve Rum saldırılarının durdurulduğu yeri gösteren hat olan "Yeşil Hat" çizilmiştir.
24 Ocak 1964 de Londra’da düzenlenen konferansta Rumlar hala Enosis üzerinde fikirlerini beyan edince bir sonuç alınamadı.İngiltere garantör devlet olmasına rağmen meseleye bulaşmamaya özen göstermiştir.Hatta bu konferansta ABD’yi işin içine çekmek için adaya 10.000 kişilik bir NATO gücü gönderilmesini önermiştir.Krizin derinleşmesiyle BM Güvenlik Konseyi meseleye el koymuş ve aldığı kararla adaya Barış Gücü gönderilmesine karar vermiştir.Genel Sekreteri arabulucu tayin ederek taraflardan tansiyonu düşürmesini istemiştir.BM Barış Gücü’nün adaya gelmesine kadar süreçte Rumlar avantajlı durum elde etme amacında saldırılarını yoğunlaştırmıştır.Bunun üzerine Türk hükümeti TBMM’ den Kıbrıs’a müdahale yetkisi aldı.Bu gelişme üzerine BMBG acele teşkil edilerek adaya gönderildi. 4 Nisan’da Rumlar İttifak Anlaşmasını feshettiklerini açıkladı.Ayrıca ağır silahlar alarak,Rumları askere almaya başladı.Rumlar bir taraftan da Sovyet Rusya ile yakın münasebetler geliştirmeye başladı.Bütün bu yapılanlara Yunanistan Rumlara arka çıkarak Enosis idealinden hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğini gösterdi.Bu gelişmeler karşısında Türkiye 7 Haziran’da müdahale kararını planladı.Ancak 5 Haziran’da gelen Johnson Mektubu olayı patlak verdi.ABD Türkiye’yi birkaç gün önce kararından caydırmaya çalışmış ancak Türk hükümeti buna yanaşmamıştı. ABD başkanı Johnson Başbakan İsmet İnönü’ye gönderdiği mektubunda ağır ve tehdit dolu ifadelere yer veriyordu.Johnson kısaca Kıbrıs’a müdahalede Türkiye’nin başı Sovyet Rusya ile derde girerse yardım etmeyeceğini söylüyordu.Ayrıca verdiği silahları da bu müdahalede kullanmamasını bu silahların sadece savunma amacıyla kullanabileceğini söylüyordu.Türkiye’yi çok şaşırtan bu mektup Türkiye ile ABD’nin 1947 Truman Doktrini ile başlayan cicim yıllarının geride kaldığını artık her şeyin farklı olacağını söylüyordu.Türkiye ise bu mektuba beklendiğinden daha yumuşak ifadelerle cevap verdi.
Arabuluculuk görüşmeleri ise 10 Temmuz 1964 de Cenevre’de başladı.Türkiye’ye yaklaşık %30 toprak veren Acheson planının müzakereleri devam ederken Rumlar tekrar bir katliam hareketine giriştiler.Adadaki BMBG de etkisiz kalınca Türk Hava Kuvvetlerine ait jet uçakları 8-9 Ağustosta Rum mevzilerini bombaladılar.Rum katliamları ancak böylece durdu.Bunun üzerine Rum Yönetimi hemen Sovyet Rusya,Mısır ve Suriye’den yardım istedi.Sovyet Rusya Türkiye’ye bir mektup göndererek yumuşak bir üslupla hareketi durdurmasını istedi.Türkiye 4 defa girişimde bulunduğu harekat kararlarında bu sefer gerçekleştirmiş ve bu devam eden süreçte Türkiye açısından olumlu sonuçlar doğurmuştur.
Bu harekat Kıbrıs konusunun ancak kuvvet kullanarak önlenebileceğini ortaya koydu.Türkiye baştan beri hep hukuksal yolları denemiş ancak Rumlar ve diğerleri bunu ısrarla reddetmişlerdir.Böylece Johnson’un mektubunda yer alan şekliyle silah gücünün ancak verenlerin çıkarları doğrultusunda kullanılıp kullanılmayacağı sorusunu gündeme getirmiş,Johnson mektubu Türkler’ e güçsüz kalmış güçlülüğün tradejisini doğurmuştur.Ayrıca bu harekat Atina’da heyecan ve panik havasına neden olmuştur.Yunanistan hiçbir zaman Türkiye ile savaşı göze alamayacağını ortaya koyarak barış dolu mesajlar vermiştir.
Yunanistan bu bombardımandan sonra Kıbrıs’a asker sevk etmeye başlamıştır.Bu arada BM Genel Sekreteri yeni teklifler ortaya koyarak tarafları anlaşmaya davet ediyordu.Ancak BMGS’ nin ortaya koyduğu ilkeler Türkiye’nin temel konularındaki üç temel anlaşmayla sağladığı haklardan çok uzaktı.Bu durum 1967 ye kadar böylece sürdü.Ancak adada ufak tefek sürtüşmeler devam etmekteydi.
Bu krizin Türk Dışişleri açısından en büyük sonucu Johnson Mektubu ile ABD den uzaklaşma ve Sovyet Rusya ile yapılan görüşmelerde Rusya’nın adada iki cemaatten söz etmesi ile Sovyet Rusya ile yakınlaşması olmuştur.Ayrıca askeri harekat da Türkiye’nin ciddiyetini ve gücünü ortaya koymuş oldu.
1967 KIBRIS KRİZİ
Yunanistan’da 1967 yılında gerçekleştirilen darbe sonunda yönetime gelen askerler Kıbrıs Meselesinin barışçı yollardan çözülmesi istediğini duyurdu.Ancak okunan hükümet programı bu söylemle taban tabana zıttı. Yunanistan Batı Trakya’daki soydaşlarımıza baskı yapmaya başladı.Böylece Yunanistan Türkiye’ye Batı Trakya kartına sahip olduğunu hissettiriyordu.Ayrıca Yunan Hükümeti,Türk Hükümetiyle yaptığı görüşmelerde Lozan’daki durumun devam etmesi gibi garip isteklerde bulunuyorlardı. 1968 yılında başlayan ve 1974 e kadar süren toplumlar arası görüşmeler Rumların inadı yüzünden bir sonuca ulaşamadı. Türkiye 1960 anayasasına dayalı hakları geliştirmeye ve federal bir yapı oluşturmaya çalışıyordu. Zaman içinde Türkiye üniter devlet içinde bölge muhtariyeti sistemini ileri sürdü. Muhtariyet: Adadaki İngiliz egemenliği devam edecek, egemenliğin simgesi Vali olacak, Vali'nin başkanlığında Türk ve Rumların nüfus oranlarına göre katıldıkları bir Danışma veya Yasama Meclisi olacaktı.Ancak Rumlar ENOSİS inadından vazgeçmediler.
20 TEMMUZ 1974 ASKERİ BARIŞ HAREKATI
1973 yılında hükümete gelen MSP-CHP koalisyonu Kıbrıs’la ilgili olarak tek bir devlet içinde görev ve yetkilerin iki toplum arasında paylaşıldığı fonksiyonel federatif sistemin kurulması tezini savunuyordu. Yunanistan da iş başında bulunan askeri cunta Enosis’ in gecikmesini içine sindiremiyordu. Ve hatayı Rum lideri Makarios’ta buluyorlardı. 15 Temmuz 1974 EOKA ve lideri Nikos Sampson Rum Milli Muhafız teşkilatının yardımıyla darbe yaparak Makarios’u görevden uzaklaştırıp Kıbrıs Helen Cumhuriyetini ilan etti. Böylece ENOSİS yolunda ilk önemli adım atıldığı gibi Yunanistan’ın da Kıbrıs a müdahale ettiği bir kez daha gün yüzüne çıktı. Amerika İngiltere ve Türkiye yeni yönetimi tanımadıklarını açıkladılar.Türkiye bu durumu antlaşmaları hiçe saymak, anayasal düzeni yıkmak ve geçersiz bir yönetim oluşturmak olarak nitelendirdi.
Türkiye garanti antlaşmasına dayanarak , İngiltere ile beraber Kıbrıs a müdahale etme kararı aldı. Başbakan Bülent Ecevit Londra da görüştüğü İngiliz hükümetinden gerekli desteği alamadı. İngiltere, BM ve NATO’ nun devreye girmesini istiyordu. Türkiye tek başına müdahale yapacağını İngiltere ye hissettirdiyse de İngilizler buna ihtimal vermediler. Amerikanın yunan cuntasına baskısına rağmen Yunanistan yönetimi geri adım atmadı.
Bütün bu gelişmelerden sonra 20 Temmuz 1974 ’te Türk Silahlı Kuvvetleri denizden ve havadan adaya çıkarma gerçekleştirdi. 22 Temmuz akşamı ateşkes yürürlüğe girdiğinde Türk Kuvvetleri Girne Lefkoşe yolunu kontrol altına almışlar ve Girne kıyılarında da bir genişleme yapmışlardı. Bu durum askeri bakımdan tehlikeli ve yetersizdi. Bu dönemde Türkiye 300 tank ve 40 bin askeri adaya indirmiş bulunuyordu.
Yunanistan’ın adaya müdahalesinde kılını kıpırdatmayan BM güvenlik konseyi Türkiye’nin Kıbrıs’ a çıkarma yapmasıyla harekete geçti. Yunanistan ve Türkiye savaş durumuna gelmişlerdi. BM güvenlik konseyi 20 Temmuz 1974’te aldığı ateşkes kararıyla yabancı kuvvetlerin çekilmesini Kıbrıs’ın bağımsızlık ve toprak bütünlüğünün sağlanmasını karalaştırdı. Türkiye 22 Temmuz 1974 saat 17:00 de ateşkese uydu. 23 Temmuzda Yunan hükümeti istifa etti. Konstantin Karamanis yeni Yunan hükümetini kurdu. Kıbrıs’ta da yönetime Nikos Sampson yerine Glafkos Klerides getirildi. 25 Temmuzda Türkiye, Yunanistan ve İngiltere İsviçre’nin Cenevre kentinde toplanarak 30 temmuzda Cenevre deklarasyonunu imzaladı. Bu deklarasyona göre ;
1) Kıbrıs’ta 1960 anayasa düzeni yeniden kurulmalıdır.
2) Taraflar kontrol ettikleri alanları büyütmemelidir.
3) 30 Temmuz ateşkes çizgisinde BM kontrol bölgesi kurulacaktır.
4) Rum çemberindeki Türk bölgelerinden Rum kuvvetleri çekilecek buralar BM korumasına bırakılacaktır.
5) Anayasal düzenin sağlanması yolunda Rauf Denktaş cumhurbaşkanı görevlerini yürütecektir.
Bu konferans Türkiye’ nin başarısıyla sonuçlanmış oldu.Türk tarafı coğrafi esasa dayalı federatif sistem veya kantonlara dayalı sistemden yanaydı. Yunanlılar ise bir yandan Türkiye’yi oyalıyor bir yandan da bu durumu içine sindiremeyerek adada katliam girişimlerine başlıyordu. Bunun üzerine 14 Ağustos 1974’te ikinci Kıbrıs barış harekatı başlatıldı. İki gün zarfında Türk kuvvetleri Magusa- Lefkoşe-Lefke-Kokkina çizgisine ulaşarak adanın %38 ini ele geçirdi ve BM’nin ateşkesine uyduğunu kabul etti.
II. Kıbrıs Harekatı toprak işgali olarak algılanmış ve en sert tepki A.B.D ile SSCB den gelmiştir. Kıbrıs meselesinde Türkiye’ye en büyük darbeyi Amerika indirmiştir. Bu arada Yunanistan 14 Ağustosta NATO’ nun askeri kanadından çekildiğini açıklamıştır.
1963-1964 Kıbrıs krizindeki Johnson mektubundan sonra 1974 Kıbrıs krizi Türk-Amerikan ilişkilerine ikinci bir tahrip edici darbe vurmuştur. Amerikan Kongresi 5 Şubat 1975’te Türkiye’ ye silah ambargosu uygulamaya başlamış, Eylül 1978 e kadar sürdü.
20 TEMMUZ 1974 ASKERİ HAREKATININ SONUÇLARI
• Hiç şüphesiz 20 Temmuz'un en önemli sonucu bir asırdan fazladır sürdürülen ENOSİS kampanyasının amacına ulaşmasını ve Enosis' in gerçekleşmesini ebediyen önlemiş olmasıdır.
• 20 Temmuz'la doğan gerçekler bu Ada'da Türk toplumu var oldukça ve Türkiye varlığını sürdürdükçe Enosis' in gerçekleşmeyeceğini en kör gözlere dahi sokmuş oldu.
• Türkiye açısından en önemli sonucu, Türk halkının uluslararası anlaşmalara bağlılığını ve kendi güvenliği ile Kıbrıs Türk halkının güvenliğini tehlikeye atacak girişimlere hiçbir zaman seyirci kalmayacağını dünyaya fiilen kanıtlaması oldu.
• Türkiye, bunun yanında işgalci olmadığını, İngiltere'ye birlikte müdahale teklifinde bulunması ve Kıbrıs'ın bütününü alma fırsatı varken bunu yapmaması ile kanıtladı.
• 20 Temmuz'la, Türkiye, 1963 olaylarından beridir savunduğu Federasyon tezinin gerçekleşmesine olanak sağlamış eşitliğimiz BM kararları ile kabul edildi.
• 20 Temmuz'la iki müttefik üye olan Türkiye ve Yunanistan karşı karşıya geldi ve sonuçta Yunanistan, NATO'nun askeri kanadından çekildiğini açıkladı. (Geçici bir süre için. Sonra tekrar döndü.)
• 20 Temmuz nedeni ile Türkiye ile ABD de karşı karşıya geldi. Ve Yunan Lobisinin de büyük çabaları sonucu ABD kendi müttefiki Türkiye'ye karşı uzun sure askeri-ekonomik ambargo uyguladı.Bunun sonucu olarak Türkiye Savunma Sanayine önem vermeye başladı.
• Türkiye, Barış Harekatı ile, 1963-1974 arası 11 yıl barış ve huzur yüzü görmeyen Kıbrıs'a barış, huzur, özgürlük ve demokrasi getiren bir ülke oldu.
O zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Kenan Evren, anılarını yayınladığı kitabında o günü şöyle anlatmaktadır.”Harekat sırasında birliklerimiz planlanandan fazla araziyi ele geçirmişlerdi.Bu Ecevit’e arz edildiğinde ‘Elimizde bulunsun, müzakereler sırasında taviz olarak veririz’ dediğini komutanımdan duymuştum.Harekattan sonra gerçekleştirilen müzakerelerde bir kısım toprak parçası ve Maraş bölgesi verilebilseydi, Kıbrıs problemi daha o tarihte halledilecek ve uyuşmaz taraf olarak biz olmayacaktık.”
1974-1980 DÖNEMİ
Harekatın Yunan-Rum tarafında bir çok şeyin değişikliğine sebebiyet vermesiyle ve ENOSİS hayalinin artık suya düştüğü anlaşılınca bu dönemde adada sakinlik hakim oldu.
13 Şubat 1975’te görüşmelerin sonuçsuz kalması üzerine Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu. Aynı yıl içerisinde bir de nüfus mübadelesi gerçekleşti. Bu mübadele ile Kıbrıs’ın Güney kesimindeki Türkler, kuzey kesimine; kuzey kesimindeki Rumlar da güney kesimine geçti. Nüfus mübadelesi BM gözetiminde gerçekleşti. Çeşitli kaynaklara göre bu tarihten günümüze kadar, Türkiye’den Ada’ya 30-40 bin civarında Türk yerleşimci gönderilmiş durumdadır.
BMGS harekattan sonra Türkler’ in eşitliği çerçevesinde birkaç çözüm önerisi sunduysa da Doruk anlaşmalarına kadar adada somut bir anlaşmaya varılamadı. Denktaş-Makarios (1977) ve Denktaş-Klerides (1979) ile Doruk Anlaşmaları imzalandı. Bu anlaşmalarla, Kıbrıslı Rumlar ilk kez iki kesimli, iki toplumlu federal bir çözümü benimsiyordu.
Harekattan sonra planda yok iken Maraş ele geçirilmişti. Türkiye’nin elde ettiği avantajı bir türlü içine sindiremeyen başta ABD olmak üzere batı güçleri Türkiye’yi içinden bazı hilelerle bölmek istediler.Bir çok provokatörün rol oynadığı ‘Bizans Oyunları’ askeri darbeye kadar sürdü. Ayrıca ABD’nin ambargolarına karşılık 1978 yılındaki Ecevit hükümeti Kıbrıs’ın Türk bölgesindeki Maraş ‘ a 35.000 Rum göçmenin kabul edilebileceğini açıklayınca 26 Temmuz 1978’ de Amerika Türkiye’ ye ambargoyu kaldırdığını açıkladı.Ancak bu açıklama Üsküdar’ı çoktan geçen güçleri sadece tebessüme zorladı.
Doruk anlaşmalarına rağmen Türkiye’nin içinde bulunduğu karışıklıktan yararlanmak isteyen Yunanistan BMGK’ nin onayladığı çözüm önerilerine ilk başta tamam derken sonra görüşmelerin kesilmesi kararını Rumlara iletti.1980 yılına böylece girildi.
1980-1992 DÖNEMİ
1981 Ekim’inde Yunanistan“Kıbrıs’ın Helenizm’in bir parçası” olduğunu söyleyerek, Kıbrıs sorunu ile ilgili bütün tarafların katılacağı bir “uluslararası konferans” toplanması gerektiğini ekledi.BM’nin her zaman olduğu gibi Yunanistan lehinde oy kullanmalarıyla durum Rumlar lehine döndü.
BM Genel Kurulu, Rum tarafının başvurusu üzerine Ada’daki “işgal ordusu”nun derhal çekilmesini ve mültecilerin “isteğe bağlı olarak” geri dönmelerini tavsiye eden kararını aldı. Bunun üzerine KTFD Meclisi, 17 Haziran’da radikal bir adım atarak “Kıbrıs toplumunun self-determinasyon hakkı”na ilişkin bir karar aldı.
Türk tarafı hukuk yollarını sonuna kadar zorlayarak ve çaresiz kalarak yaptığı Barış Harekatı’nın olumlu sonuçlarının meyvesini almak isterken gelişen bu olaylar Türk tarafını zor durumda bıraktı.Ancak hukuki bakımdan çeşitli kazanımlar elde eden Türkiye,madem öyle işte böyle diyerek 15 Kasım 1983’te, KTFD Meclisi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) adında bağımsız bir devlet kurulduğunu dünyaya ilan etti. KKTC’nin kurulması, Rum tarafının, Yunanistan’ın ve Batılı devletlerin yanı sıra BM Güvenlik Konseyi’nin de tepkisini çekti.
Güvenlik Konseyi, 18 Kasım’da aldığı bir kararla bağımsızlık kararını kınadı. Türkiye’ye yakın bazı devletler KKTC’yi tanımanın eşiğine gelmişlerdi ki, ABD ve İngiltere’nin baskıları ile bu kararlarından vazgeçtiler.
1984’te de BM Güvenlik Konseyi 550 sayılı kararı ile KKTC’nin ilanını ayrılıkçı bir hareket olarak tanımladı. KKTC’nin kurulmasından sonra toplumlararası görüşmeler yeniden başladı. KKTC kurulurken, 1977-79 Doruk Anlaşmalarına atıfta bulunularak, iki toplumlu, iki kesimli federal bir çözüme kapılar açık bırakılmıştı. Görüşmeler sürecinde; New York’ta 17 Ocak 1985’te ve 29 Mart 1986’da BM Genel Sekreteri’nin hazırlamış olduğu ‘Kıbrıs Üzerine Anlaşma Taslağı’, Kıbrıs Türkleri tarafından kabul edilip, Rumlar tarafından reddedildi. 22 Mayıs 1987’de AB ve ‘Kıbrıs’, 18 aylık görüşmeler sonucunda Gümrük Birliği protokolü başlattı. Ocak 1988’de Anlaşmanın tüm Ada’yı kapsamasına karar verildi. 1990’daki iki taraf arasındaki New York Zirvesi de başarısızlıkla sonuçlandı.
BM Güvenlik Konseyi, bu tarihte 649 sayılı kararını aldı. Bu kararla BM, Ada’daki her iki tarafı da, kabul edilebilir bir çözüm bulma yolunda çaba göstermeye çağırdı. Aynı karar böyle bir çözümün iki toplumlu, iki kesimli bir anlayışa sahip olması ve çözümün siyasi olarak iki eşit toplum liderinin direkt görüşmeleri yoluyla sağlanması gerektiğini vurguladı. Kararın, Kıbrıs Sorunu’nu 1974’te değil de, 1960’lara hatta öncelerine dayandırması bir başka önemli nokta idi. 1990 Temmuz’unun ilk haftası içinde Kıbrıs Rum Yönetimi “Kıbrıs” adına AB’ye üyelik için başvurdu. BM’nin ve Türk tarafının uyarılarına rağmen topluluk 11 Eylül 1990’da bu başvurunun normal süreç içinde değerlendirilmesini kararlaştırdı.
Turgut Özal, 1991’de Kıbrıs konusunda bir ‘dörtlü konferans’ toplanmasını önererek, o güne kadar sorunun iki toplum arasında görüşülmesi gerektiğini savuna gelmiş olan Türkiye’nin bu anlayışına da değişiklik getirdi. Özal’ın önerisine göre Kıbrıs sorunu; KKTC, Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye ve Yunanistan arasında ele alınmalıydı. 28 Haziran 1991’de BM Genel Sekreteri Perez de Cuellar, BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporda Türkiye’nin önerdiği Dörtlü Doruk Toplantısı’nı kabul ettiğini belirtti.
Bugünlerde Avrupa’dan dönen Başbakan Demirel uçakta gazetecilere “Batı aklını Kıbrıs’la ve Denktaş’la bozmuş” açıklamasını yapıyordu.
1992-2000 DÖNEMİ
100 paragraftan oluşan BM Fikirler Dizisi, tarafların onayına sunuldu. New York’ta sürdürülen görüşmelerin ardından, BM Genel Sekreteri Butros Gali, toprak düzenlemeleri ve anayasal konuların tümünü kapsayacak bir paket anlaşma hazırladı. Türk tarafı 100 paragraftan 91’ini onayladığını açıkladı. Rum tarafında ise, Kıbrıs Rum lideri Yorgo Vasiliu paketi onaylarken, daha sonra iktidara gelen Glafkos Klerides ile bu pakete karşı çıktı.
AB, Haziran 1993’te Kıbrıs’ın tam üyelik için gerekli şartları taşıdığını belirten görüşünü yayınladı. Aynı yıl Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi arasında Ortak Savunma Doktrini imzalandı.
BM Genel Sekreteri Butros Gali’nin girişimleriyle ortak anlaşma zemininin oluşturulması amacıyla ‘Güven Arttırıcı Önlemler Paketi’ düzenlendi. ABD’nin destek verdiği pakete Rum tarafı karşı çıkınca 1994’te rafa kaldırıldı.
3 Haziran’da bir Kıbrıslı Rum asker, BM denetimindeki bölgede bir Kıbrıslı Türk asker tarafından vurularak öldü. 11 Ağustos 1996’da Kıbrıslı Rum motosikletçiler, Yeşil Hat’tı geçmeye kalkışınca Kıbrıslı Türk göstericiler ve Türk askerleri ile çatıştı. 70’ten fazla kişi yaralandı. Bir Kıbrıslı Rum öldü. 14 Ağustos 1996’da Kıbrıs’ta Derinya bölgesinde Türk güvenlik güçleri, Türk bayrağını indirmeye kalkışan bir Rum gencine ateş açtı. Rum genç hayatını kaybetti. 8 Eylül 1996’da Güney Kıbrıs tarafından açılan ateş sonucu bir Türk askeri öldü, biri yaralandı. 13 Ekim 1996’da Kıbrıs Türk kesimine geçen bir Rum, Kıbrıslı Türk askerlerince öldürüldü.
1997 yılında Kıbrıslı Rumların, Rusya’dan S-300 yerden havaya 150 km. menzilli füze alımına ilişkin anlaşmaya imza koyması uluslararası arenayı ve dolayısıyla hassas Türk-Yunan ilişkilerini karıştırdı.Türkiye, Kıbrıslı Türklerin güvenliğini tehdit edecek herhangi bir gelişmeye göz yummayacağını açıkladı. İngiltere ve BM de anlaşmaya sert tepki gösterdi. 24 Şubat 1997’de AB, Kıbrıs’ın AB’ye tam üyeliğine ilişkin geleneksel tavrını değiştirerek, Kıbrıs’ın AB’ye tam üyeliğinin gerçekleşebilmesi için Ada’da önce siyasi bir çözümün şart olduğunu açıkladı ve Yunanistan da bu açıklamaya tepkilerini bildirdi. AB, ilk defa topluluğa tam üyelik konusunda Kıbrıs Türklerinin de dikkate alınması gerektiğini, tam üyelik görüşmelerine Ada Türklerinin de katılması gerektiğini belirtmek suretiyle net bir şekilde ifade ediyordu. Yunanistan Dışişleri Bakanı Theodoros Pangalos, bu açıklamaların hemen ardından, AB’nin Doğu’ya doğru genişlemesini veto edeceğini açıkladı.
AB’nin 10-11 Aralık 1999’da yaptığı Helsinki zirvesinde Türkiye’nin AB’ye tam üyelik için adaylığı resmi olarak kabul edildi. Türkiye için tarihi bir öneme sahip olan bu zirvenin sonuç belgesinde genişleme sürecindeki Türkiye’nin konumu ve Kıbrıs sorunuyla ilgili özel maddeler de yer aldı. Avrupa Birliği Konseyi, politik bir çözümün Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne katılımını kolaylaştıracağının altını çizdiğini söyledi. Üyelik müzakerelerinin tamamlanmasına kadar kapsamlı bir çözüme ulaşılamamış olursa, Konsey’in üyelik konusundaki kararı, yukarıdaki husus bir ön şart olmaksızın verilecektir. Bu konuda, Konsey tüm ilgili faktörleri dikkate alacaktır.” denildi.
21.YÜZYILDA KIBRIS
AB Komisyonu’nun 7 Kasım 2000’de açıkladığı ve Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecindeki “yol haritasını” çizen Katılım Ortaklığı Belgesi’nde (KOB) yer alan Kıbrıs’la ilgili ifadeler Türkiye-AB arasında büyük bir krize neden oldu.
Komisyon’un, Yunanistan’ın baskısıyla KOB’ un kısa vadeli öncelikler bölümüne Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin baskıcı ifadeler eklemesi Türkiye tarafından “önkoşul” olarak algılandı. KOB’ un içeriğinin Helsinki zirvesinin çizgisinde yer almasını isteyen Türkiye, sert tepki gösterdi.
2001 yılında Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Romano Prodi Kıbrıs sorunu çözülmeden de Güney Kıbrıs’ın üyelik başvurusunun değerlendirilebileceğini söyledi..Yıl sonunda Rauf Denktaş’ın, Glafkos Klerides’e mektupla yaptığı görüşme teklifi sonucunda iki lider 4 Aralık’ta Lefkoşa’ da ki ‘Yeşil Hat’ta BM gözetiminde bir araya geldiler. Görüşme sonunda BM Genel Sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro De Soto, liderlerin 2002 Ocak ayında yine Yeşil Hat’ta bir araya geleceklerini ve müzakereleri sürdüreceklerini açıkladı.
15 Mayıs 2002 de Ada, 1979 yılından bu yana ilk kez bir BM genel sekreterini ağırlıyordu. Annan, Kıbrıs’ta sorunun çözümü için, daha ileri bir adım atılmasını sağlamaya çalışıyordu.
12 Aralık 2002 yılında yapılan AB Kopenhang Zirvesinde Türkiye’ye adaylık müzakereleri için 2004 yılına koşullu tarih verildi.AB üye ülkelerinden bir kısmı Kıbrıs ile Türkiye’nin adaylığı arasında hiçbir bağ yok derken tarih bize bunun aksini ispat etmektedir.
İKİ TARAFIN GÖRÜŞERİ ARASINDAKİ TEMEL FARKLAR
• DEVLETİN ADI
Türk Tarafı: Türk tarafı, devletin bir "Rum Devleti" olmadığının, daha adında vurgulanmasını istiyor.
Rum Tarafı: Rum tarafı "Kıbrıs Cumhuriyeti" adının devam etmesinden yana.
• SİYASİ EŞİTLİK, EGEMENLİK
İki tarafın "siyasi eşitlik, egemenlik" anlayışındaki farklılık, çözüm yolundaki en derin uçurum görülüyor.
Türk Tarafı: Türk tarafı, kurulacak ortak oluşumda her iki "halkın" eşit siyasi haklara sahip olmasını istiyor. Bu bağlamda ayrı egemenliğinin ve KKTC'nin tanınmasını savunuyor. Bu iki devlet görüşerek sorunlarını (başta güvenlik, toprak, sınır) çözebilir.
Rum Tarafı: Rum tarafı, siyasi eşitliği bir türlü içine sindiremiyor.
Konuyu, "Bütün vatandaşlar eşit haklara sahiptir" gibi yuvarlak sözlerle geçiştirmeye çalışıyor ve görüşünü açıkça ortaya koymaktan da kaçınıyor. Egemenliğin tanınmasına ise kesinlikle karşı çıkıyor.
EGEMENLİĞİN ÖNEMİ: "Yaşadığımız toprakların yönetiminden" sorumlu olmakla, yaşadığımız toprakların egemeni olmak ve o toprakların kontrolünü elimizde bulundurmak" arasında yaşamsal önemde bir fark vardır."İdari sınırla" "Egemenlik sınırı" arasında ve "idari bakımdan eşit" birimlerden oluşan bir federasyonla, "egemen birer birim" olarak eşit devletlerden, - cumhuriyetlerden oluşan federasyonlar birbiri ile çok farklıdır. Bu nedenledir ki, Sovyetler Birliği yıkılırken SSCB'yi oluşturan 15 Cumhuriyet ilk iş olarak egemenliklerini ilan etmişlerdir.Bunun anlamı, kendi ulusal meclislerinin ve kendi iradelerinin üzerinde bir meclis, bir irade tanımadıklarıdır. Sonuç olarak, egemen bir halkız. Egemenlik bir halk olduğumuz, azınlık olmadığımız için Self-determinasyon hakkına sahibiz. Egemenliğe dayanmayan, self-determinasyon hakkını içermeyen bir anlaşma ise kalıcı olamaz.. Sonuçta bunun gerçekleşmemesi ise yok olma demketir. Bağımsızlığın ve bunca yıllık emeğin, alın terinin yitirilmesi demektir. Bu nedenle bir anlaşma mutlaka iki egemen devlete dayanmalıdır. Kıbrıs'ta ancak merkezi yani güçlü bir federasyon değil; gevşek bir "Egemen Cumhuriyetler" ya da "Egemen Devletler Birliği" gerçekçi bir çözüm oluşturabilir.Siyasi eşitliğimizi kabul edenlerin, tutarlı olabilmeleri için mutlaka egemenlik ve self-determinasyon hakkımıza da saygı göstermeleri gerekir. Aksi halde samimi değildirler, yalan söylemektedirler; gerçekte siyasi eşitliği de kabul etmemektedirler...
• ORTAKLIĞIN KURULUŞ BİÇİMİ
Türk Tarafı: Türk tarafı, eski Çekoslovakya örneğini vererek, ortaklığın, "Kuzeydeki Türk Devleti" ile "Güneydeki Rum Cumhuriyeti" arasında kurulmasını, yani iki devletten oluşmasını savunuyor. Bunun için önce karşılıklı tanıma gerekiyor. Bu ortaklıkta işbirliğini iki devletin eşit sayıdaki temsilcisinden oluşacak bir Konsey sağlayabilir. İki devlet işbirliklerinin nasıl bir şekil alacağını zaman içinde kendileri saptayabilir.
Rum Tarafı: Rum tarafı, "İki devlet" fikrine karşı çıkarak, federasyona "Kıbrıs Cumhuriyeti" anayasasında yapılacak değişiklikle gidebileceğine inanıyor.(Zaman kazanmaya çalışıyor.)
• YETKİLER
Türk Tarafı: Türk tarafı, yetkilerin ağırlıklı olarak Devletlerde kalmasını, ortak oluşuma çok sınırlı yetkiler tanınmasını istiyor.
Rum Tarafı: Rum tarafı, Federal Hükümet'in mümkün olduğunca güçlü kılınmasından yana.
• İKİ TOPLUMLULUK VE İKİ KESİMLİLİK
Türk Tarafı: Türk tarafı, her iki toplumun kendi devletlerinde yaşamalarını, iki kesimliliğin sulandırılmaması gerektiğini savunuyor.
Rum Tarafı: Rum tarafı, bunu özgürlüklerin sınırlanması olarak niteliyor ve isteyen "vatandaşların" istediği bölgede yaşaması gerektiğini öne sürüyor.
• CUMHURBAŞKANLIĞI
Türk Tarafı: Türk tarafı, başkanlığın iki devlete dönüşümlü olarak verilmesini istiyor.
Rum Tarafı: Rum tarafı, dönüşümlü başkanlığa şiddetle karşı çıkıyor ve hep Rum olmasını istiyor.
• GARANTİLER
Türk Tarafı: Türk tarafı, Türkiye'nin etkin ve fiili garantisini sağlayan 1960 Garanti Anlaşmaları'nın aynen uygulanmasını istiyor. Bu konuda taviz verilmeyeceğini açıklanmış bulunuyor.
Rum Tarafı: Rum tarafı, "uluslararası" garantilerden yana, Garantilerin AGİK, NATO, AT veya BM Güvenlik Konseyi şemsiyesine alınması için çaba harcıyor. Adada Türk askeri kalmasını istemiyor.
• TOPRAK
Türk Tarafı: Türk tarafı, toprak konusunun "görüşme masasında" ve mülkiyet, güvenlik, yeterlilik, verimlilik gibi esaslar göz önünde tutularak "sınır ayarlaması" şeklinde düzenlenmesini istiyor. Ayrıca, su kaynaklarının dikkate alınması isteniyor.
Rum Tarafı: Rum tarafı, Türkler 'in "masaya oturmadan önce" yüzde kaç oranında toprak tavizi vereceğini açıklamasını istiyor. Bunu neredeyse "ön şart" halinde öne sürüyor. Rumlar, Türklere yüzde 25 dolayında bir toprak verilmesinden yana. Özellikle verimli ve sulu Güzelyurt ve Maraş bölgesini istiyorlar.
• KUZEYE GELECEK RUMLAR
Türk Tarafı: Rum tarafının temel amacı, "yerlerinden edilen bütün Rumların Kuzeye dönmesini" sağlamak. 100 bin Rum'u taviz olarak alacakları topraklara, 30-40 bin Rum'u da Türk bölgesine yerleştirmeyi planlıyorlar. Türk tarafının, Kuzeye kaç Rum kabul edeceğini, görüşme masasına oturmadan açıklanmasını istiyorlar.(Sonrada buraları sinsi planlarıyla ele geçirmek istiyorlar.)
• AVRUPA BİRLİĞİ
Türk Tarafı: Türk tarafı, Türkiye'nin tam üye olmadığı bir AB'ne girilmesine ve Rum başvurusu çerçevesi içinde görüşmelere katılmaya karşı çıkıyor.
Rum Tarafı: Rum tarafı ise Türklerin Rum heyeti içinde tam üyelik görüşmelerine katılarak bir çözümden önce ve Türkiye tam üye olmadan AB'ne tam üye olunmasını istiyor.

RUM PROPAGANDALARININ TEMALARI
1) Kıbrıs sorunu 1974'de başlayan bir saldırı ve işgal sorunudur. 1974'den önce iki toplum kardeş kardeş barış içinde yaşamaktaydı. Adadaki barış ve huzuru bozan Türkiye ve Türk ordusudur. Adayı Türk askeri bölmüştür.
2) Türkiye işgalcidir. Adanın demografik yapısını bozuyor, Türkleri asimile edip baskı altında tutuyor ve sömürüyor.
3) Türk ordusu çekilirse Rumlar, eskiden olduğu gibi Türklerle kardeş kardeş yaşar.
4) Rumlar Enosis’ ten vazgeçti, federasyon istiyor ve Türklerin eşitliğini kabul ediyor.
5) Türkiye ve Denktaş uzlaşmazdır. Anlaşma istemiyorlar. Türkiye, Kıbrıs Türklerini baskı altında tutuyor. Denktaş Kıbrıs Türklerini temsil etmiyor...
6) KKTC ilanı bölücü, ayrılıkçı, yasadışı, Uluslararası Hukuka aykırı bir eylemdir.
7) Türk askeri bırakırsa, Türkler derhal bizimle birleşir.
8)Kıbrıslı Türkler, Türkiyelilerden farklıdır, Rumlara daha çok yakındırlar.
9)Rumlarla Türkler tek bir halktır. Kıbrıslılık kimliğine sahiptirler. Ada halkı, Türk ve Rum toplumlarından oluşur, iki ayrı halk, mevcut değildir. Türklerin self-determinasyon ve egemenlik hakları yoktur. Egemenlik tektir, o da Kıbrıs halkına aittir.(Yani Rum çoğunluğuna)
10)KKTC'de açlık, işsizlik, yokluk ve sefalet vardır. Federasyonda veya AB üyeliğinde bunlar olmayacaktır.
11) Rumların silahlanması, Türklere karşı değildir. Türkiye'nin saldırması halinde savunmak içindir.
12) Bir anlaşma olursa, Türkleri 3 yıl içinde Rumların seviyesine çıkaracağız.
13) Mevcut hükümet ve devlet Rum hükümeti ve devleti değil, tüm Kıbrıs Türklerinin de meşru hükümetidir.
14) EOKA bir tedhiş ve terör örgütü değil, bir Ulusal Kurtuluş Örgütüdür.
Bütünü ile Türk düşmanlığı üzerine kurulmuş olan Rum propagandası ile, ancak doğru tarih bilgisiyle donanarak ve sorunun tarihsel gelişimini çok iyi bilerek mücadele edebilir.
 

                                                                           Salih Polat

KAYNAKÇA
1) İsmail, Sabahattin-; 150 Soruda Kıbrıs Sorunu, Kastaş Yayınevi, İstanbul 1998.
2) Mümtaz Soysal-;Aklını Kıbrıs’la Bozmak,Bigi Yayınevi,Ankara 1995.
3) Harp Akademileri Komutanlığı Yayınları-;Kıbrıs’ın Dünü-Bugünü-Yarını,İst.1995.
4) Kıbrıs Türkleri Web Sitesi www.kıbrıs.gen.tr-;forsnet.