II.Dünya Savaşından
Sonra Kıbrıs
Kıbrıs denildiğinde benim ilk aklıma gelenler:Haritaya
baktığımda sanki
namlusunu Orta Doğuya
çevirmiş bir tank
görünümü veren,sorunlu
bir ada, müzakereler,
anlaşmalar, açıklamalar,
Yunanistan, BM,
AB,ABD,İngiltere ve
tabii ki Rauf
Denktaş.Evet bu
araştırmayı yapmadan
önce sanki biz burayı
zorla almışız da diğer
ülkeler bize bu
haksızlığı gidermemizi
istiyorlar izlenimi
vardı bende.Bu izlenim
fikir sahibi olmadan
bilgi sahibi olmak
ilkesiyle hareket
ettiğimden ,kaliteli bir
eğitim sisteminden
geçtiğimden, her yazılan
yazıyı her haberi belli
bir sorumlulukla duyuran
medyadan elde
ettim.Araştırmadan sonra
bir Türk genci olarak
utandım.Araştırdıkça,okudukça
daha ne kadar utanırım
ve başka kimlerin
utanması gerekir orası
ayrı bir konu.
Coğrafi açıdan Anadolunun tabii bir uzantısı,tarihi
açıdansa yaklaşık beş
yüz yıldır insanı,
kültürü, eserleriyle
Türk varlığının ayrılmaz
bir parçası olan Kıbrıs
adası,coğrafi mevki
olarak Doğu Akdenizin
merkezi bir yerinde
bulunmakta Doğu Akdeniz
ile Orta Doğuyu kontrol
altından tutmaktadır.
Tarih boyunca Kıbrıs
üzerinde cereyan eden
hakimiyet
mücadelelerinin neden ve
sonuçları incelendiğinde
bunun altında yatan
Kıbrısın jeostratejik
önemidir.
Ada Osmanlı İmparatorluğunun elinde bulunduğu sürece
Osmanlı bölgede nüfuzunu
devam ettirebilmiş
İngiltere de adaya
yerleştikten sonra ancak
Doğu Akdeniz ve Orta
Doğuda söz sahibi
olmuştur.
Kıbrıs coğrafi olarak
Akdenizin üçüncü büyük
adasıdır.Kıbrısa en
yakın ülke 70 km. mesafe
ile
Türkiyedir.Yüzölçümü
10.000 km² olan adanın
bugün %35i Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyetinin,%60
ı Güney Kıbrıs Rum
Yönetiminin,%3 ü
İngilterenin,%2 si de
Birleşmiş Milletler
Barış Gücünün bulunduğu
ara bölgeye aittir.
KKTC ile GKRY arasındaki
temas hattının uzunluğu
216 km² dir.
KIBRIS MESELESİNİN
PARAMETRELERİ
Megalo İdea
Kelime olarak "Büyük
Fikir(Ülkü)" anlamına
gelen Megalo İdea, Fatih
Sultan Mehmet'in
İstanbul'u alarak,
Bizans İmparatorluğuna
son verdiği günden beri
yürürlükte olan bir
ülküdür.
Bizans İmparatorluğunu
bir Helen İmparatorluğu
olarak kabul eden Yunan
milliyetçileri, "Megalo
İdea" adını verdikleri
büyük ülküleri ile
eskiden Bizans'a ait
olan tüm toprakları
yeniden elde ederek,
"Konstantinopolis" diye
adlandırdıkları İstanbul
başkent olmak üzere,
büyük Helen
İmparatorluğunu yeniden
kurmayı hayal
etmektedirler
Enosis
Enosis, Megalo İdea
hedefi çerçevesinde
Kıbrıs'ın Yunanistan'a
bağlanmasını, ilhak
edilmesini ifade
etmektedir. Kelime
anlamı ile ilhak demek
olan Enosis (yani adanın
Yunanistan'a bağlanması)
ilk Megali İdea
haritasının çizildiği
1791 yılından beri
gündemde olan bir
konudur. Bir anlamda
Kıbrıs sorununun da bu
tarihten itibaren
varolduğu söylenebilir.
Yunanistan'ın Kıbrıs'ı
talep etmesi ise 30
Aralık 1918 yılında
gerçekleşti. 18 Ekim
1828 tarihinde
İngiltere, Rusya ve
Fransa'ya bir nota veren
Yunanistan, resmen ilk
kez Enosis fikrini
ortaya atmış ve adanın
kendisine bağlanmasını
istemiştir.
Kıbrıs Rum Halkı
Bir Kıbrıslı Rum kanı
nedeniyle her şey
olabilir, fakat Ortodoks
olduğu için kendisini
Yunanlı sayar. Sözü her
şeyi açıklamaktadır.
Coğrafi açıdan
Anadolunun tabii bir
uzantısı,tarihi açıdan
da yaklaşık beş yüz
yıldır
insanı,kültürü,eserleriyle
Türk varlığının ayrılmaz
bir parçası olan Kıbrıs
adası Yunanlıların
dediği gibi bir tarihi
ve kültürel açıdan Yunan
kimliğini
taşımamaktadır.
Kıbrıs Türk Halkı
Osmanlı
İmparatorluğunun
Kıbrısı ele
geçirmesinden sonra
Anadoludan mecburi göç
,hareketiyle
yerleştirilen Türkler
18.Yüzyılın sonlarında
adada çoğunluğu
oluşturmaktadır.1878
İngiliz egemenliği
döneminden sonra bir çok
defa göçe zorlanan
Kıbrıslı Türklerin bir
çoğu Lozan anlaşmasından
sonra Türkiyeye iltica
etmiştir.Lozandan önce
yarım milyonu bulan Türk
nüfusu 1960 da 100.000 e
düşmüştür.
JEOPOLİTİK TEORİLER
AÇISINDAN KIBRIS
1) Kara Hakimiyet
Teorisi: Dünya
hakimiyetine doğru
harekete geçen kuvvetin
ilerleme mihverlerinin
önemli bir kısmını
kontrol eder. 93 Harbi
sonrasında İngilizler
in Rus tehlikesine karşı
burayı üs edinmesinin
nedeni budur.
2) Deniz Hakimiyet
Teorisi: Türkiyenin
güney limanlarını
tamamen diğer
limanlarını kısmen
kontrol eden Kıbrıs
önemli bir bölgeyi
kontrol altında
tutmaktadır.Orta Doğuya
hakim olmak emelinde
olanlar için anahtar
durumundadır.
3) Kenar Kuşak Teorisi:
Türkiye, Yunanistan ve
Kıbrıs bu teorinin ana
damarlarını
oluştururlar.
4) Hava Hakimiyet
Teorisi: İdeal bir yerde
bulunan batmayan bir
uçak gemisidir.Bu teori
olmadan diğerlerin
tatbiki imkansızdır.
TARİHİ GELİŞİM İÇİNDE
KIBRIS
Askeri ve ticari
nedenlerle her zaman
stratejik bir konumda
bulunan Kıbrıs tarih
boyunca bir çok devletin
istilasına
uğramıştır.Osmanlı
İmparatorluğu 1571
yılında Kıbrısı ele
geçirmiş ve 1878 yılına
kadar elinde
tutmuştur.Kıbrısın ele
geçirilmesi Avrupada
büyük yankı uyandırmış
Papanın teşviki ile
kurulan Haçlı Donanması
İnebahtı da demirli
bulunan Türk gemisini
yakmış, bunun üzerine
Sokulu Siz bizim
donanmamızı yakmakla
sadece bizi tıraş etmiş
oldunuz ancak biz
Kıbrısı almakla sizin
kolunuzu kestik sözü
ile Kıbrısın stratejik
önemini çok güzel bir
biçimde vurgulamıştır.
İNGİLİZ EGEMENLİĞİ
DÖNEMİ (1878-1960)
1878 yılına geldiğimizde
Süveyş ve Cebel-i Tarık
boğazlarını kontrol
altında tutan
İngilterenin
çıkarlarının Ruslarla
çatışmasıyla Kıbrıs
adasının önemi daha da
artmış ve Osmanlı
İmparatorluğu ile
yaptığı anlaşma sonucu
Kıbrısı geçici bir üs
olarak ele geçirmiştir.
I.Dünya savaşında
Osmanlı İmparatorluğu
ile karşı cephelerde
savaşan İngiltere tek
taraflı olarak adayı
ilhak ettiğini
duyurmuştur.Lozan
anlaşmasıyla da bu
durumu tescil
ettirmiştir.II.Dünya
savaşından sonra oluşan
iki kutuplu dünya
karşısında sömürgelerini
bir bir kaybeden
İngiltere, Yunanistan
yanlısı politikalarla bu
durumunu 1960a kadar
devam ettirmiştir.
II.Dünya savaşında
Türkiye üzerindeki
emellerini
gerçekleştiremeyen
Yunanistan Megalo İdea
doğrultusunda Enosis e
sınırsız destek vermiş
ve bu uğurda
çalışmalarını
artırmıştır.
İlk kez 1954 yılında
Kıbrıs konusunu BM
gündemine getirmiştir.Enosis
için gayretlerini
gittikçe yoğunlaştıran
Rum-Yunan ikilisi 1955
yılında Kıbrıslı
Savaşçıların Ulusal
Birliği (EOKA) adı
altında bir terör örgütü
kurarak Enosis i
silahlı mücadele ile
gerçekleştirme yoluna
gitmişlerdir.Kıbrısdaki
ki siyasi ortamın
gerginleşmesi üzerine
İngiltere Türk ve Yunan
dışişleri bakanlarıyla
bir görüşme yapmış ancak
sonuçsuz kalmıştır.EOKA
nın faaliyetlerinin
giderek artması sonucu
Türkler Türk Mukavemet
Teşkilatı (TMT) adı
altında bir örgütü 1958
yılında faaliyete
geçirmişlerdir.İngilterenin
bölgedeki önemini
kaybettiği dönmede
İngiltere Self-Determinasyona(bir
halkın kendi geleceğini
özgürce belirlemesi)
ağırlık verirken
Yunanistan bu planı
yetersiz görmüş
Türkiyede ise taksim
fikri ağırlık
kazanmıştır.Taksim tezi
İngiltereye paralel
olarak yoğunlaştığı
Türkiyede Ya Taksim,Ya
Ölüm sloganıyla konuya
yaklaşmaya devam
etmiştir.1957 yılında
BMye self-determinasyon
talebi ile başvuran
Yunanistan burada
istediği sonucu elde
edememiştir.Enosis
hareketiyle bir sonuç
elde edemeyeceğini
anlayan Yunanistan
Kıbrıs Cumhuriyeti adı
altında bağımsızlık
fikrini ortaya
atmışlardır.Bu yıllarda
Kıbrısın NATO açısından
öneminin artması sonucu
ABD devreye
girmiştir.Türkiye,Yunanistan,İngiltere
ve iki toplum liderleri
arasında 1959 da Londra
ve Zürih de üç temel
anlaşma
imzalanmıştır.Bunlar:
1)Kuruluş Anlaşması
Kıbrıs devleti
başkanlık rejiminde bir
cumhuriyet olacak.
Türkler yönetime %30
oranında katılacak.
Cumhurbaşkanı
Rum,yardımcısı Türk
olacak.
Türk ve Rum meclisleri
kendileri ile ilgili
kararlar alabilecekler.
Resmi dil Rumca ve
Türkçe olacak
İngilterenin
üslerdeki egemenliği
sürecek.
Kıbrıs Devleti başka
Hiçbir devletle
birleşmeyecek.
2)Garanti Anlaşması
Anayasal düzen ihlal
edildiğinde
Türkiye,Yunanistan,İngiltere
birlikte müdahale edecek
bu oluşmadığı takdirde
garantör devletlerden
her biri tek başına
müdahale hakkına sahip
olacak.
3)İttifak Anlaşması
Kıbrıs da kurulacak
ortak karargaha
Yunanistan 950,Türkiye
650 kişilik bir kuvvetle
katılacak.
Böylece hukuki bakımdan
Kıbrıs da tek bir
Kıbrıs halkı ve çoğunluk
idaresine dayanan bir
self-determinasyon hakkı
resmen reddedildi.
BAĞIMSIZ KIBRIS
CUMHURİYETİ DÖNEMİ
(1960-1963)
Bağımsızlığın Rumlar
tarafından kabul
edilmesindeki ana
düşünce o günkü
konjüktürde enosisi
gerçekleştiremeyeceklerini
anlamalarıdır.Türkler
açısından önemi ise
bağımsızlık haklarının
ve egemenlik haklarının
tanınmasıdır.
Kıbrıs Cumhuriyeti
dönemi boyunca Rumlar
çeşitli gerekçelerle
Türklerin elde ettiği
hakları geri almak
istediler.1963 yılında
Anayasanın Türklere
sağladığı eşitlik
haklarının 13 maddesini
değiştirmek istediler.Bu
teklifin reddedilmesi
üzerine tarihe Kanlı
Noel olarak geçen Rum
saldırılarına
başladılar.yüzlerce
Türkün şehit
edilmesi,binlercesinin
göç ettirilmek zorunda
kalmasıyla sonuçlanan
EOKA baskınları sonucu
Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi 1964
yılında adaya barış gücü
gönderilmesi kararı
almışlardır.Ancak Barış
Gücü hiçbir zaman Rum
saldırılarının önüne
geçememiştir. Kıbrıs
Cumhuriyeti Rumlar
tarafından
yıkılmıştır.Böylece
Rumlar Enosis hedefinden
vazgeçmediklerini
göstermiş oldular.
1963-1964 KIBRIS
KRİZİ VE SONRASI
Rumların Kıbrıs
Türklerine yönelik
saldırılarının sürmesi
üzerine 24 Aralık
1964'de Türkiye
,garantörlük anlaşması
gereği Yunanistan ve
İngiltereyi harekete
geçirerek Lefkoşede
yoğunlaşan çarpışmaları
durdurmak için araya
girdi.Türkiye'nin bu
kararına rağmen
saldırılar durmamış, tam
aksine, Kıbrıs'taki
Yunan Alayı da
saldırılara
katılmıştır.Durumun
iyice kötüleşmesi
üzerine 25 Aralık
1963'de, Türk savaş
uçakları Lefkoşe
üzerinde alçak uçuşlar
yapmıştır.Bir
müdahaleden korkan
Rumlar, İngiltere'nin
arabuluculuğuyla
ateşkesi kabul
etmişlerdir.
27 Aralık günü bir
İngiliz generalin
komutasında üç garantör
ülkenin askerleri
"Barışı Koruma Kuvveti"
adı altında göreve
başlamışlardır. 30
Aralık günü de Adada
görevli İngiliz general
tarafından mevcut durum
çerçevesinde "Yeşil Hat"
çizilmiştir. Lefkoşe'nin
Türk ve Rum kesimini
ayıran ve Rum
saldırılarının
durdurulduğu yeri
gösteren hat olan "Yeşil
Hat" çizilmiştir.
24 Ocak 1964 de
Londrada düzenlenen
konferansta Rumlar hala
Enosis üzerinde
fikirlerini beyan edince
bir sonuç
alınamadı.İngiltere
garantör devlet olmasına
rağmen meseleye
bulaşmamaya özen
göstermiştir.Hatta bu
konferansta ABDyi işin
içine çekmek için adaya
10.000 kişilik bir NATO
gücü gönderilmesini
önermiştir.Krizin
derinleşmesiyle BM
Güvenlik Konseyi
meseleye el koymuş ve
aldığı kararla adaya
Barış Gücü
gönderilmesine karar
vermiştir.Genel
Sekreteri arabulucu
tayin ederek taraflardan
tansiyonu düşürmesini
istemiştir.BM Barış
Gücünün adaya gelmesine
kadar süreçte Rumlar
avantajlı durum elde
etme amacında
saldırılarını
yoğunlaştırmıştır.Bunun
üzerine Türk hükümeti
TBMM den Kıbrısa
müdahale yetkisi aldı.Bu
gelişme üzerine BMBG
acele teşkil edilerek
adaya gönderildi. 4
Nisanda Rumlar İttifak
Anlaşmasını
feshettiklerini
açıkladı.Ayrıca ağır
silahlar alarak,Rumları
askere almaya
başladı.Rumlar bir
taraftan da Sovyet Rusya
ile yakın münasebetler
geliştirmeye
başladı.Bütün bu
yapılanlara Yunanistan
Rumlara arka çıkarak
Enosis idealinden hiçbir
şekilde vazgeçmeyeceğini
gösterdi.Bu gelişmeler
karşısında Türkiye 7
Haziranda müdahale
kararını planladı.Ancak
5 Haziranda gelen
Johnson Mektubu olayı
patlak verdi.ABD
Türkiyeyi birkaç gün
önce kararından
caydırmaya çalışmış
ancak Türk hükümeti buna
yanaşmamıştı. ABD
başkanı Johnson Başbakan
İsmet İnönüye
gönderdiği mektubunda
ağır ve tehdit dolu
ifadelere yer veriyordu.Johnson
kısaca Kıbrısa
müdahalede Türkiyenin
başı Sovyet Rusya ile
derde girerse yardım
etmeyeceğini
söylüyordu.Ayrıca
verdiği silahları da bu
müdahalede
kullanmamasını bu
silahların sadece
savunma amacıyla
kullanabileceğini
söylüyordu.Türkiyeyi
çok şaşırtan bu mektup
Türkiye ile ABDnin 1947
Truman Doktrini ile
başlayan cicim
yıllarının geride
kaldığını artık her
şeyin farklı olacağını
söylüyordu.Türkiye ise
bu mektuba
beklendiğinden daha
yumuşak ifadelerle cevap
verdi.
Arabuluculuk görüşmeleri
ise 10 Temmuz 1964 de
Cenevrede
başladı.Türkiyeye
yaklaşık %30 toprak
veren Acheson planının
müzakereleri devam
ederken Rumlar tekrar
bir katliam hareketine
giriştiler.Adadaki BMBG
de etkisiz kalınca Türk
Hava Kuvvetlerine ait
jet uçakları 8-9
Ağustosta Rum
mevzilerini
bombaladılar.Rum
katliamları ancak
böylece durdu.Bunun
üzerine Rum Yönetimi
hemen Sovyet Rusya,Mısır
ve Suriyeden yardım
istedi.Sovyet Rusya
Türkiyeye bir mektup
göndererek yumuşak bir
üslupla hareketi
durdurmasını
istedi.Türkiye 4 defa
girişimde bulunduğu
harekat kararlarında bu
sefer gerçekleştirmiş ve
bu devam eden süreçte
Türkiye açısından olumlu
sonuçlar doğurmuştur.
Bu harekat Kıbrıs
konusunun ancak kuvvet
kullanarak
önlenebileceğini ortaya
koydu.Türkiye baştan
beri hep hukuksal
yolları denemiş ancak
Rumlar ve diğerleri bunu
ısrarla
reddetmişlerdir.Böylece
Johnsonun mektubunda
yer alan şekliyle silah
gücünün ancak verenlerin
çıkarları doğrultusunda
kullanılıp
kullanılmayacağı
sorusunu gündeme
getirmiş,Johnson mektubu
Türkler e güçsüz kalmış
güçlülüğün tradejisini
doğurmuştur.Ayrıca bu
harekat Atinada heyecan
ve panik havasına neden
olmuştur.Yunanistan
hiçbir zaman Türkiye ile
savaşı göze
alamayacağını ortaya
koyarak barış dolu
mesajlar vermiştir.
Yunanistan bu
bombardımandan sonra
Kıbrısa asker sevk
etmeye başlamıştır.Bu
arada BM Genel Sekreteri
yeni teklifler ortaya
koyarak tarafları
anlaşmaya davet
ediyordu.Ancak BMGS nin
ortaya koyduğu ilkeler
Türkiyenin temel
konularındaki üç temel
anlaşmayla sağladığı
haklardan çok uzaktı.Bu
durum 1967 ye kadar
böylece sürdü.Ancak
adada ufak tefek
sürtüşmeler devam
etmekteydi.
Bu krizin Türk Dışişleri
açısından en büyük
sonucu Johnson Mektubu
ile ABD den uzaklaşma ve
Sovyet Rusya ile yapılan
görüşmelerde Rusyanın
adada iki cemaatten söz
etmesi ile Sovyet Rusya
ile yakınlaşması
olmuştur.Ayrıca askeri
harekat da Türkiyenin
ciddiyetini ve gücünü
ortaya koymuş oldu.
1967 KIBRIS KRİZİ
Yunanistanda 1967
yılında gerçekleştirilen
darbe sonunda yönetime
gelen askerler Kıbrıs
Meselesinin barışçı
yollardan çözülmesi
istediğini duyurdu.Ancak
okunan hükümet programı
bu söylemle taban tabana
zıttı. Yunanistan Batı
Trakyadaki
soydaşlarımıza baskı
yapmaya başladı.Böylece
Yunanistan Türkiyeye
Batı Trakya kartına
sahip olduğunu
hissettiriyordu.Ayrıca
Yunan Hükümeti,Türk
Hükümetiyle yaptığı
görüşmelerde Lozandaki
durumun devam etmesi
gibi garip isteklerde
bulunuyorlardı. 1968
yılında başlayan ve 1974
e kadar süren toplumlar
arası görüşmeler
Rumların inadı yüzünden
bir sonuca ulaşamadı.
Türkiye 1960 anayasasına
dayalı hakları
geliştirmeye ve federal
bir yapı oluşturmaya
çalışıyordu. Zaman
içinde Türkiye üniter
devlet içinde bölge
muhtariyeti sistemini
ileri sürdü. Muhtariyet:
Adadaki İngiliz
egemenliği devam edecek,
egemenliğin simgesi Vali
olacak, Vali'nin
başkanlığında Türk ve
Rumların nüfus
oranlarına göre
katıldıkları bir Danışma
veya Yasama Meclisi
olacaktı.Ancak Rumlar
ENOSİS inadından
vazgeçmediler.
20 TEMMUZ 1974 ASKERİ
BARIŞ HAREKATI
1973 yılında hükümete
gelen MSP-CHP koalisyonu
Kıbrısla ilgili olarak
tek bir devlet içinde
görev ve yetkilerin iki
toplum arasında
paylaşıldığı fonksiyonel
federatif sistemin
kurulması tezini
savunuyordu. Yunanistan
da iş başında bulunan
askeri cunta Enosis in
gecikmesini içine
sindiremiyordu. Ve
hatayı Rum lideri
Makariosta
buluyorlardı. 15 Temmuz
1974 EOKA ve lideri
Nikos Sampson Rum Milli
Muhafız teşkilatının
yardımıyla darbe yaparak
Makariosu görevden
uzaklaştırıp Kıbrıs
Helen Cumhuriyetini ilan
etti. Böylece ENOSİS
yolunda ilk önemli adım
atıldığı gibi
Yunanistanın da Kıbrıs
a müdahale ettiği bir
kez daha gün yüzüne
çıktı. Amerika İngiltere
ve Türkiye yeni yönetimi
tanımadıklarını
açıkladılar.Türkiye bu
durumu antlaşmaları hiçe
saymak, anayasal düzeni
yıkmak ve geçersiz bir
yönetim oluşturmak
olarak nitelendirdi.
Türkiye garanti
antlaşmasına dayanarak ,
İngiltere ile beraber
Kıbrıs a müdahale etme
kararı aldı. Başbakan
Bülent Ecevit Londra da
görüştüğü İngiliz
hükümetinden gerekli
desteği alamadı.
İngiltere, BM ve NATO
nun devreye girmesini
istiyordu. Türkiye tek
başına müdahale
yapacağını İngiltere ye
hissettirdiyse de
İngilizler buna ihtimal
vermediler. Amerikanın
yunan cuntasına
baskısına rağmen
Yunanistan yönetimi geri
adım atmadı.
Bütün bu gelişmelerden
sonra 20 Temmuz 1974 te
Türk Silahlı Kuvvetleri
denizden ve havadan
adaya çıkarma
gerçekleştirdi. 22
Temmuz akşamı ateşkes
yürürlüğe girdiğinde
Türk Kuvvetleri Girne
Lefkoşe yolunu kontrol
altına almışlar ve Girne
kıyılarında da bir
genişleme yapmışlardı.
Bu durum askeri bakımdan
tehlikeli ve yetersizdi.
Bu dönemde Türkiye 300
tank ve 40 bin askeri
adaya indirmiş
bulunuyordu.
Yunanistanın adaya
müdahalesinde kılını
kıpırdatmayan BM
güvenlik konseyi
Türkiyenin Kıbrıs a
çıkarma yapmasıyla
harekete geçti.
Yunanistan ve Türkiye
savaş durumuna
gelmişlerdi. BM güvenlik
konseyi 20 Temmuz
1974te aldığı ateşkes
kararıyla yabancı
kuvvetlerin çekilmesini
Kıbrısın bağımsızlık ve
toprak bütünlüğünün
sağlanmasını
karalaştırdı. Türkiye 22
Temmuz 1974 saat 17:00
de ateşkese uydu. 23
Temmuzda Yunan hükümeti
istifa etti. Konstantin
Karamanis yeni Yunan
hükümetini kurdu.
Kıbrısta da yönetime
Nikos Sampson yerine
Glafkos Klerides
getirildi. 25 Temmuzda
Türkiye, Yunanistan ve
İngiltere İsviçrenin
Cenevre kentinde
toplanarak 30 temmuzda
Cenevre deklarasyonunu
imzaladı. Bu
deklarasyona göre ;
1) Kıbrısta 1960
anayasa düzeni yeniden
kurulmalıdır.
2) Taraflar kontrol
ettikleri alanları
büyütmemelidir.
3) 30 Temmuz ateşkes
çizgisinde BM kontrol
bölgesi kurulacaktır.
4) Rum çemberindeki Türk
bölgelerinden Rum
kuvvetleri çekilecek
buralar BM korumasına
bırakılacaktır.
5) Anayasal düzenin
sağlanması yolunda Rauf
Denktaş cumhurbaşkanı
görevlerini
yürütecektir.
Bu konferans Türkiye
nin başarısıyla
sonuçlanmış oldu.Türk
tarafı coğrafi esasa
dayalı federatif sistem
veya kantonlara dayalı
sistemden yanaydı.
Yunanlılar ise bir
yandan Türkiyeyi
oyalıyor bir yandan da
bu durumu içine
sindiremeyerek adada
katliam girişimlerine
başlıyordu. Bunun
üzerine 14 Ağustos
1974te ikinci Kıbrıs
barış harekatı
başlatıldı. İki gün
zarfında Türk kuvvetleri
Magusa- Lefkoşe-Lefke-Kokkina
çizgisine ulaşarak
adanın %38 ini ele
geçirdi ve BMnin
ateşkesine uyduğunu
kabul etti.
II. Kıbrıs Harekatı
toprak işgali olarak
algılanmış ve en sert
tepki A.B.D ile SSCB den
gelmiştir. Kıbrıs
meselesinde Türkiyeye
en büyük darbeyi Amerika
indirmiştir. Bu arada
Yunanistan 14 Ağustosta
NATO nun askeri
kanadından çekildiğini
açıklamıştır.
1963-1964 Kıbrıs
krizindeki Johnson
mektubundan sonra 1974
Kıbrıs krizi
Türk-Amerikan
ilişkilerine ikinci bir
tahrip edici darbe
vurmuştur. Amerikan
Kongresi 5 Şubat 1975te
Türkiye ye silah
ambargosu uygulamaya
başlamış, Eylül 1978 e
kadar sürdü.
20 TEMMUZ 1974 ASKERİ
HAREKATININ SONUÇLARI
Hiç şüphesiz 20
Temmuz'un en önemli
sonucu bir asırdan
fazladır sürdürülen
ENOSİS kampanyasının
amacına ulaşmasını ve
Enosis' in
gerçekleşmesini ebediyen
önlemiş olmasıdır.
20 Temmuz'la doğan
gerçekler bu Ada'da Türk
toplumu var oldukça ve
Türkiye varlığını
sürdürdükçe Enosis' in
gerçekleşmeyeceğini en
kör gözlere dahi sokmuş
oldu.
Türkiye açısından en
önemli sonucu, Türk
halkının uluslararası
anlaşmalara bağlılığını
ve kendi güvenliği ile
Kıbrıs Türk halkının
güvenliğini tehlikeye
atacak girişimlere
hiçbir zaman seyirci
kalmayacağını dünyaya
fiilen kanıtlaması oldu.
Türkiye, bunun yanında
işgalci olmadığını,
İngiltere'ye birlikte
müdahale teklifinde
bulunması ve Kıbrıs'ın
bütününü alma fırsatı
varken bunu yapmaması
ile kanıtladı.
20 Temmuz'la, Türkiye,
1963 olaylarından
beridir savunduğu
Federasyon tezinin
gerçekleşmesine olanak
sağlamış eşitliğimiz BM
kararları ile kabul
edildi.
20 Temmuz'la iki
müttefik üye olan
Türkiye ve Yunanistan
karşı karşıya geldi ve
sonuçta Yunanistan,
NATO'nun askeri
kanadından çekildiğini
açıkladı. (Geçici bir
süre için. Sonra tekrar
döndü.)
20 Temmuz nedeni ile
Türkiye ile ABD de karşı
karşıya geldi. Ve Yunan
Lobisinin de büyük
çabaları sonucu ABD
kendi müttefiki
Türkiye'ye karşı uzun
sure askeri-ekonomik
ambargo uyguladı.Bunun
sonucu olarak Türkiye
Savunma Sanayine önem
vermeye başladı.
Türkiye, Barış
Harekatı ile, 1963-1974
arası 11 yıl barış ve
huzur yüzü görmeyen
Kıbrıs'a barış, huzur,
özgürlük ve demokrasi
getiren bir ülke oldu.
O zamanın Kara
Kuvvetleri Komutanı
Kenan Evren, anılarını
yayınladığı kitabında o
günü şöyle
anlatmaktadır.Harekat
sırasında birliklerimiz
planlanandan fazla
araziyi ele
geçirmişlerdi.Bu
Ecevite arz edildiğinde
Elimizde bulunsun,
müzakereler sırasında
taviz olarak veririz
dediğini komutanımdan
duymuştum.Harekattan
sonra gerçekleştirilen
müzakerelerde bir kısım
toprak parçası ve Maraş
bölgesi verilebilseydi,
Kıbrıs problemi daha o
tarihte halledilecek ve
uyuşmaz taraf olarak biz
olmayacaktık.
1974-1980 DÖNEMİ
Harekatın Yunan-Rum
tarafında bir çok şeyin
değişikliğine sebebiyet
vermesiyle ve ENOSİS
hayalinin artık suya
düştüğü anlaşılınca bu
dönemde adada sakinlik
hakim oldu.
13 Şubat 1975te
görüşmelerin sonuçsuz
kalması üzerine Kıbrıs
Türk Federe Devleti
kuruldu. Aynı yıl
içerisinde bir de nüfus
mübadelesi gerçekleşti.
Bu mübadele ile
Kıbrısın Güney
kesimindeki Türkler,
kuzey kesimine; kuzey
kesimindeki Rumlar da
güney kesimine geçti.
Nüfus mübadelesi BM
gözetiminde gerçekleşti.
Çeşitli kaynaklara göre
bu tarihten günümüze
kadar, Türkiyeden
Adaya 30-40 bin
civarında Türk
yerleşimci gönderilmiş
durumdadır.
BMGS harekattan sonra
Türkler in eşitliği
çerçevesinde birkaç
çözüm önerisi sunduysa
da Doruk anlaşmalarına
kadar adada somut bir
anlaşmaya varılamadı.
Denktaş-Makarios (1977)
ve Denktaş-Klerides
(1979) ile Doruk
Anlaşmaları imzalandı.
Bu anlaşmalarla,
Kıbrıslı Rumlar ilk kez
iki kesimli, iki
toplumlu federal bir
çözümü benimsiyordu.
Harekattan sonra planda
yok iken Maraş ele
geçirilmişti.
Türkiyenin elde ettiği
avantajı bir türlü içine
sindiremeyen başta ABD
olmak üzere batı güçleri
Türkiyeyi içinden bazı
hilelerle bölmek
istediler.Bir çok
provokatörün rol
oynadığı Bizans
Oyunları askeri darbeye
kadar sürdü. Ayrıca
ABDnin ambargolarına
karşılık 1978 yılındaki
Ecevit hükümeti
Kıbrısın Türk
bölgesindeki Maraş a
35.000 Rum göçmenin
kabul edilebileceğini
açıklayınca 26 Temmuz
1978 de Amerika
Türkiye ye ambargoyu
kaldırdığını
açıkladı.Ancak bu
açıklama Üsküdarı
çoktan geçen güçleri
sadece tebessüme
zorladı.
Doruk anlaşmalarına
rağmen Türkiyenin
içinde bulunduğu
karışıklıktan
yararlanmak isteyen
Yunanistan BMGK nin
onayladığı çözüm
önerilerine ilk başta
tamam derken sonra
görüşmelerin kesilmesi
kararını Rumlara
iletti.1980 yılına
böylece girildi.
1980-1992 DÖNEMİ
1981 Ekiminde
YunanistanKıbrısın
Helenizmin bir parçası
olduğunu söyleyerek,
Kıbrıs sorunu ile ilgili
bütün tarafların
katılacağı bir
uluslararası konferans
toplanması gerektiğini
ekledi.BMnin her zaman
olduğu gibi Yunanistan
lehinde oy
kullanmalarıyla durum
Rumlar lehine döndü.
BM Genel Kurulu, Rum
tarafının başvurusu
üzerine Adadaki işgal
ordusunun derhal
çekilmesini ve
mültecilerin isteğe
bağlı olarak geri
dönmelerini tavsiye eden
kararını aldı. Bunun
üzerine KTFD Meclisi, 17
Haziranda radikal bir
adım atarak Kıbrıs
toplumunun self-determinasyon
hakkına ilişkin bir
karar aldı.
Türk tarafı hukuk
yollarını sonuna kadar
zorlayarak ve çaresiz
kalarak yaptığı Barış
Harekatının olumlu
sonuçlarının meyvesini
almak isterken gelişen
bu olaylar Türk tarafını
zor durumda
bıraktı.Ancak hukuki
bakımdan çeşitli
kazanımlar elde eden
Türkiye,madem öyle işte
böyle diyerek 15 Kasım
1983te, KTFD Meclisi,
Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti (KKTC)
adında bağımsız bir
devlet kurulduğunu
dünyaya ilan etti.
KKTCnin kurulması, Rum
tarafının, Yunanistanın
ve Batılı devletlerin
yanı sıra BM Güvenlik
Konseyinin de tepkisini
çekti.
Güvenlik Konseyi, 18
Kasımda aldığı bir
kararla bağımsızlık
kararını kınadı.
Türkiyeye yakın bazı
devletler KKTCyi
tanımanın eşiğine
gelmişlerdi ki, ABD ve
İngilterenin baskıları
ile bu kararlarından
vazgeçtiler.
1984te de BM Güvenlik
Konseyi 550 sayılı
kararı ile KKTCnin
ilanını ayrılıkçı bir
hareket olarak
tanımladı. KKTCnin
kurulmasından sonra
toplumlararası
görüşmeler yeniden
başladı. KKTC
kurulurken, 1977-79
Doruk Anlaşmalarına
atıfta bulunularak, iki
toplumlu, iki kesimli
federal bir çözüme
kapılar açık
bırakılmıştı. Görüşmeler
sürecinde; New Yorkta
17 Ocak 1985te ve 29
Mart 1986da BM Genel
Sekreterinin hazırlamış
olduğu Kıbrıs Üzerine
Anlaşma Taslağı, Kıbrıs
Türkleri tarafından
kabul edilip, Rumlar
tarafından reddedildi.
22 Mayıs 1987de AB ve
Kıbrıs, 18 aylık
görüşmeler sonucunda
Gümrük Birliği protokolü
başlattı. Ocak 1988de
Anlaşmanın tüm Adayı
kapsamasına karar
verildi. 1990daki iki
taraf arasındaki New
York Zirvesi de
başarısızlıkla
sonuçlandı.
BM Güvenlik Konseyi, bu
tarihte 649 sayılı
kararını aldı. Bu
kararla BM, Adadaki her
iki tarafı da, kabul
edilebilir bir çözüm
bulma yolunda çaba
göstermeye çağırdı. Aynı
karar böyle bir çözümün
iki toplumlu, iki
kesimli bir anlayışa
sahip olması ve çözümün
siyasi olarak iki eşit
toplum liderinin direkt
görüşmeleri yoluyla
sağlanması gerektiğini
vurguladı. Kararın,
Kıbrıs Sorununu 1974te
değil de, 1960lara
hatta öncelerine
dayandırması bir başka
önemli nokta idi. 1990
Temmuzunun ilk haftası
içinde Kıbrıs Rum
Yönetimi Kıbrıs adına
ABye üyelik için
başvurdu. BMnin ve Türk
tarafının uyarılarına
rağmen topluluk 11 Eylül
1990da bu başvurunun
normal süreç içinde
değerlendirilmesini
kararlaştırdı.
Turgut Özal, 1991de
Kıbrıs konusunda bir
dörtlü konferans
toplanmasını önererek, o
güne kadar sorunun iki
toplum arasında
görüşülmesi gerektiğini
savuna gelmiş olan
Türkiyenin bu
anlayışına da değişiklik
getirdi. Özalın
önerisine göre Kıbrıs
sorunu; KKTC, Kıbrıs Rum
Yönetimi, Türkiye ve
Yunanistan arasında ele
alınmalıydı. 28 Haziran
1991de BM Genel
Sekreteri Perez de
Cuellar, BM Güvenlik
Konseyine sunduğu
raporda Türkiyenin
önerdiği Dörtlü Doruk
Toplantısını kabul
ettiğini belirtti.
Bugünlerde Avrupadan
dönen Başbakan Demirel
uçakta gazetecilere
Batı aklını Kıbrısla
ve Denktaşla bozmuş
açıklamasını yapıyordu.
1992-2000 DÖNEMİ
100 paragraftan oluşan
BM Fikirler Dizisi,
tarafların onayına
sunuldu. New Yorkta
sürdürülen görüşmelerin
ardından, BM Genel
Sekreteri Butros Gali,
toprak düzenlemeleri ve
anayasal konuların
tümünü kapsayacak bir
paket anlaşma hazırladı.
Türk tarafı 100
paragraftan 91ini
onayladığını açıkladı.
Rum tarafında ise,
Kıbrıs Rum lideri Yorgo
Vasiliu paketi
onaylarken, daha sonra
iktidara gelen Glafkos
Klerides ile bu pakete
karşı çıktı.
AB, Haziran 1993te
Kıbrısın tam üyelik
için gerekli şartları
taşıdığını belirten
görüşünü yayınladı. Aynı
yıl Yunanistan ve Kıbrıs
Rum kesimi arasında
Ortak Savunma Doktrini
imzalandı.
BM Genel Sekreteri
Butros Galinin
girişimleriyle ortak
anlaşma zemininin
oluşturulması amacıyla
Güven Arttırıcı
Önlemler Paketi
düzenlendi. ABDnin
destek verdiği pakete
Rum tarafı karşı çıkınca
1994te rafa kaldırıldı.
3 Haziranda bir
Kıbrıslı Rum asker, BM
denetimindeki bölgede
bir Kıbrıslı Türk asker
tarafından vurularak
öldü. 11 Ağustos 1996da
Kıbrıslı Rum
motosikletçiler, Yeşil
Hattı geçmeye
kalkışınca Kıbrıslı Türk
göstericiler ve Türk
askerleri ile çatıştı.
70ten fazla kişi
yaralandı. Bir Kıbrıslı
Rum öldü. 14 Ağustos
1996da Kıbrısta
Derinya bölgesinde Türk
güvenlik güçleri, Türk
bayrağını indirmeye
kalkışan bir Rum gencine
ateş açtı. Rum genç
hayatını kaybetti. 8
Eylül 1996da Güney
Kıbrıs tarafından açılan
ateş sonucu bir Türk
askeri öldü, biri
yaralandı. 13 Ekim
1996da Kıbrıs Türk
kesimine geçen bir Rum,
Kıbrıslı Türk
askerlerince öldürüldü.
1997 yılında Kıbrıslı
Rumların, Rusyadan
S-300 yerden havaya 150
km. menzilli füze
alımına ilişkin
anlaşmaya imza koyması
uluslararası arenayı ve
dolayısıyla hassas
Türk-Yunan ilişkilerini
karıştırdı.Türkiye,
Kıbrıslı Türklerin
güvenliğini tehdit
edecek herhangi bir
gelişmeye göz
yummayacağını açıkladı.
İngiltere ve BM de
anlaşmaya sert tepki
gösterdi. 24 Şubat
1997de AB, Kıbrısın
ABye tam üyeliğine
ilişkin geleneksel
tavrını değiştirerek,
Kıbrısın ABye tam
üyeliğinin
gerçekleşebilmesi için
Adada önce siyasi bir
çözümün şart olduğunu
açıkladı ve Yunanistan
da bu açıklamaya
tepkilerini bildirdi.
AB, ilk defa topluluğa
tam üyelik konusunda
Kıbrıs Türklerinin de
dikkate alınması
gerektiğini, tam üyelik
görüşmelerine Ada
Türklerinin de katılması
gerektiğini belirtmek
suretiyle net bir
şekilde ifade ediyordu.
Yunanistan Dışişleri
Bakanı Theodoros
Pangalos, bu
açıklamaların hemen
ardından, ABnin Doğuya
doğru genişlemesini veto
edeceğini açıkladı.
ABnin 10-11 Aralık
1999da yaptığı Helsinki
zirvesinde Türkiyenin
ABye tam üyelik için
adaylığı resmi olarak
kabul edildi. Türkiye
için tarihi bir öneme
sahip olan bu zirvenin
sonuç belgesinde
genişleme sürecindeki
Türkiyenin konumu ve
Kıbrıs sorunuyla ilgili
özel maddeler de yer
aldı. Avrupa Birliği
Konseyi, politik bir
çözümün Kıbrısın Avrupa
Birliğine katılımını
kolaylaştıracağının
altını çizdiğini
söyledi. Üyelik
müzakerelerinin
tamamlanmasına kadar
kapsamlı bir çözüme
ulaşılamamış olursa,
Konseyin üyelik
konusundaki kararı,
yukarıdaki husus bir ön
şart olmaksızın
verilecektir. Bu konuda,
Konsey tüm ilgili
faktörleri dikkate
alacaktır. denildi.
21.YÜZYILDA KIBRIS
AB Komisyonunun 7 Kasım
2000de açıkladığı ve
Türkiyenin ABye üyelik
sürecindeki yol
haritasını çizen
Katılım Ortaklığı
Belgesinde (KOB) yer
alan Kıbrısla ilgili
ifadeler Türkiye-AB
arasında büyük bir krize
neden oldu.
Komisyonun,
Yunanistanın baskısıyla
KOB un kısa vadeli
öncelikler bölümüne
Kıbrıs sorununun
çözümüne ilişkin baskıcı
ifadeler eklemesi
Türkiye tarafından
önkoşul olarak
algılandı. KOB un
içeriğinin Helsinki
zirvesinin çizgisinde
yer almasını isteyen
Türkiye, sert tepki
gösterdi.
2001 yılında Avrupa
Birliği Komisyonu
Başkanı Romano Prodi
Kıbrıs sorunu çözülmeden
de Güney Kıbrısın
üyelik başvurusunun
değerlendirilebileceğini
söyledi..Yıl sonunda
Rauf Denktaşın, Glafkos
Kleridese mektupla
yaptığı görüşme teklifi
sonucunda iki lider 4
Aralıkta Lefkoşa da ki
Yeşil Hatta BM
gözetiminde bir araya
geldiler. Görüşme
sonunda BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs özel
temsilcisi Alvaro De
Soto, liderlerin 2002
Ocak ayında yine Yeşil
Hatta bir araya
geleceklerini ve
müzakereleri
sürdüreceklerini
açıkladı.
15 Mayıs 2002 de Ada,
1979 yılından bu yana
ilk kez bir BM genel
sekreterini ağırlıyordu.
Annan, Kıbrısta sorunun
çözümü için, daha ileri
bir adım atılmasını
sağlamaya çalışıyordu.
12 Aralık 2002 yılında
yapılan AB Kopenhang
Zirvesinde Türkiyeye
adaylık müzakereleri
için 2004 yılına koşullu
tarih verildi.AB üye
ülkelerinden bir kısmı
Kıbrıs ile Türkiyenin
adaylığı arasında hiçbir
bağ yok derken tarih
bize bunun aksini ispat
etmektedir.
İKİ TARAFIN GÖRÜŞERİ
ARASINDAKİ TEMEL FARKLAR
DEVLETİN ADI
Türk Tarafı: Türk
tarafı, devletin bir
"Rum Devleti"
olmadığının, daha adında
vurgulanmasını istiyor.
Rum Tarafı: Rum tarafı
"Kıbrıs Cumhuriyeti"
adının devam etmesinden
yana.
SİYASİ EŞİTLİK,
EGEMENLİK
İki tarafın "siyasi
eşitlik, egemenlik"
anlayışındaki farklılık,
çözüm yolundaki en derin
uçurum görülüyor.
Türk Tarafı: Türk
tarafı, kurulacak ortak
oluşumda her iki
"halkın" eşit siyasi
haklara sahip olmasını
istiyor. Bu bağlamda
ayrı egemenliğinin ve
KKTC'nin tanınmasını
savunuyor. Bu iki devlet
görüşerek sorunlarını
(başta güvenlik, toprak,
sınır) çözebilir.
Rum Tarafı: Rum tarafı,
siyasi eşitliği bir
türlü içine
sindiremiyor.
Konuyu, "Bütün
vatandaşlar eşit haklara
sahiptir" gibi yuvarlak
sözlerle geçiştirmeye
çalışıyor ve görüşünü
açıkça ortaya koymaktan
da kaçınıyor.
Egemenliğin tanınmasına
ise kesinlikle karşı
çıkıyor.
EGEMENLİĞİN ÖNEMİ:
"Yaşadığımız toprakların
yönetiminden" sorumlu
olmakla, yaşadığımız
toprakların egemeni
olmak ve o toprakların
kontrolünü elimizde
bulundurmak" arasında
yaşamsal önemde bir fark
vardır."İdari sınırla"
"Egemenlik sınırı"
arasında ve "idari
bakımdan eşit"
birimlerden oluşan bir
federasyonla, "egemen
birer birim" olarak eşit
devletlerden, -
cumhuriyetlerden oluşan
federasyonlar birbiri
ile çok farklıdır. Bu
nedenledir ki, Sovyetler
Birliği yıkılırken
SSCB'yi oluşturan 15
Cumhuriyet ilk iş olarak
egemenliklerini ilan
etmişlerdir.Bunun
anlamı, kendi ulusal
meclislerinin ve kendi
iradelerinin üzerinde
bir meclis, bir irade
tanımadıklarıdır. Sonuç
olarak, egemen bir
halkız. Egemenlik bir
halk olduğumuz, azınlık
olmadığımız için Self-determinasyon
hakkına sahibiz.
Egemenliğe dayanmayan,
self-determinasyon
hakkını içermeyen bir
anlaşma ise kalıcı
olamaz.. Sonuçta bunun
gerçekleşmemesi ise yok
olma demketir.
Bağımsızlığın ve bunca
yıllık emeğin, alın
terinin yitirilmesi
demektir. Bu nedenle bir
anlaşma mutlaka iki
egemen devlete
dayanmalıdır. Kıbrıs'ta
ancak merkezi yani güçlü
bir federasyon değil;
gevşek bir "Egemen
Cumhuriyetler" ya da
"Egemen Devletler
Birliği" gerçekçi bir
çözüm
oluşturabilir.Siyasi
eşitliğimizi kabul
edenlerin, tutarlı
olabilmeleri için
mutlaka egemenlik ve
self-determinasyon
hakkımıza da saygı
göstermeleri gerekir.
Aksi halde samimi
değildirler, yalan
söylemektedirler;
gerçekte siyasi eşitliği
de kabul
etmemektedirler...
ORTAKLIĞIN KURULUŞ
BİÇİMİ
Türk Tarafı: Türk
tarafı, eski
Çekoslovakya örneğini
vererek, ortaklığın,
"Kuzeydeki Türk Devleti"
ile "Güneydeki Rum
Cumhuriyeti" arasında
kurulmasını, yani iki
devletten oluşmasını
savunuyor. Bunun için
önce karşılıklı tanıma
gerekiyor. Bu ortaklıkta
işbirliğini iki devletin
eşit sayıdaki
temsilcisinden oluşacak
bir Konsey sağlayabilir.
İki devlet
işbirliklerinin nasıl
bir şekil alacağını
zaman içinde kendileri
saptayabilir.
Rum Tarafı: Rum tarafı,
"İki devlet" fikrine
karşı çıkarak,
federasyona "Kıbrıs
Cumhuriyeti"
anayasasında yapılacak
değişiklikle
gidebileceğine
inanıyor.(Zaman
kazanmaya çalışıyor.)
YETKİLER
Türk Tarafı: Türk
tarafı, yetkilerin
ağırlıklı olarak
Devletlerde kalmasını,
ortak oluşuma çok
sınırlı yetkiler
tanınmasını istiyor.
Rum Tarafı: Rum tarafı,
Federal Hükümet'in
mümkün olduğunca güçlü
kılınmasından yana.
İKİ TOPLUMLULUK VE
İKİ KESİMLİLİK
Türk Tarafı: Türk
tarafı, her iki toplumun
kendi devletlerinde
yaşamalarını, iki
kesimliliğin
sulandırılmaması
gerektiğini savunuyor.
Rum Tarafı: Rum tarafı,
bunu özgürlüklerin
sınırlanması olarak
niteliyor ve isteyen
"vatandaşların" istediği
bölgede yaşaması
gerektiğini öne sürüyor.
CUMHURBAŞKANLIĞI
Türk Tarafı: Türk
tarafı, başkanlığın iki
devlete dönüşümlü olarak
verilmesini istiyor.
Rum Tarafı: Rum tarafı,
dönüşümlü başkanlığa
şiddetle karşı çıkıyor
ve hep Rum olmasını
istiyor.
GARANTİLER
Türk Tarafı: Türk
tarafı, Türkiye'nin
etkin ve fiili
garantisini sağlayan
1960 Garanti
Anlaşmaları'nın aynen
uygulanmasını istiyor.
Bu konuda taviz
verilmeyeceğini
açıklanmış bulunuyor.
Rum Tarafı: Rum tarafı,
"uluslararası"
garantilerden yana,
Garantilerin AGİK, NATO,
AT veya BM Güvenlik
Konseyi şemsiyesine
alınması için çaba
harcıyor. Adada Türk
askeri kalmasını
istemiyor.
TOPRAK
Türk Tarafı: Türk
tarafı, toprak konusunun
"görüşme masasında" ve
mülkiyet, güvenlik,
yeterlilik, verimlilik
gibi esaslar göz önünde
tutularak "sınır
ayarlaması" şeklinde
düzenlenmesini istiyor.
Ayrıca, su kaynaklarının
dikkate alınması
isteniyor.
Rum Tarafı: Rum tarafı,
Türkler 'in "masaya
oturmadan önce" yüzde
kaç oranında toprak
tavizi vereceğini
açıklamasını istiyor.
Bunu neredeyse "ön şart"
halinde öne sürüyor.
Rumlar, Türklere yüzde
25 dolayında bir toprak
verilmesinden yana.
Özellikle verimli ve
sulu Güzelyurt ve Maraş
bölgesini istiyorlar.
KUZEYE GELECEK
RUMLAR
Türk Tarafı: Rum
tarafının temel amacı,
"yerlerinden edilen
bütün Rumların Kuzeye
dönmesini" sağlamak. 100
bin Rum'u taviz olarak
alacakları topraklara,
30-40 bin Rum'u da Türk
bölgesine yerleştirmeyi
planlıyorlar. Türk
tarafının, Kuzeye kaç
Rum kabul edeceğini,
görüşme masasına
oturmadan açıklanmasını
istiyorlar.(Sonrada
buraları sinsi
planlarıyla ele geçirmek
istiyorlar.)
AVRUPA BİRLİĞİ
Türk Tarafı: Türk
tarafı, Türkiye'nin tam
üye olmadığı bir AB'ne
girilmesine ve Rum
başvurusu çerçevesi
içinde görüşmelere
katılmaya karşı çıkıyor.
Rum Tarafı: Rum tarafı
ise Türklerin Rum heyeti
içinde tam üyelik
görüşmelerine katılarak
bir çözümden önce ve
Türkiye tam üye olmadan
AB'ne tam üye olunmasını
istiyor.
RUM PROPAGANDALARININ
TEMALARI
1) Kıbrıs sorunu 1974'de
başlayan bir saldırı ve
işgal sorunudur.
1974'den önce iki toplum
kardeş kardeş barış
içinde yaşamaktaydı.
Adadaki barış ve huzuru
bozan Türkiye ve Türk
ordusudur. Adayı Türk
askeri bölmüştür.
2) Türkiye işgalcidir.
Adanın demografik
yapısını bozuyor,
Türkleri asimile edip
baskı altında tutuyor ve
sömürüyor.
3) Türk ordusu çekilirse
Rumlar, eskiden olduğu
gibi Türklerle kardeş
kardeş yaşar.
4) Rumlar Enosis ten
vazgeçti, federasyon
istiyor ve Türklerin
eşitliğini kabul ediyor.
5) Türkiye ve Denktaş
uzlaşmazdır. Anlaşma
istemiyorlar. Türkiye,
Kıbrıs Türklerini baskı
altında tutuyor. Denktaş
Kıbrıs Türklerini temsil
etmiyor...
6) KKTC ilanı bölücü,
ayrılıkçı, yasadışı,
Uluslararası Hukuka
aykırı bir eylemdir.
7) Türk askeri
bırakırsa, Türkler
derhal bizimle birleşir.
8)Kıbrıslı Türkler,
Türkiyelilerden
farklıdır, Rumlara daha
çok yakındırlar.
9)Rumlarla Türkler tek
bir halktır. Kıbrıslılık
kimliğine sahiptirler.
Ada halkı, Türk ve Rum
toplumlarından oluşur,
iki ayrı halk, mevcut
değildir. Türklerin self-determinasyon
ve egemenlik hakları
yoktur. Egemenlik
tektir, o da Kıbrıs
halkına aittir.(Yani Rum
çoğunluğuna)
10)KKTC'de açlık,
işsizlik, yokluk ve
sefalet vardır.
Federasyonda veya AB
üyeliğinde bunlar
olmayacaktır.
11) Rumların
silahlanması, Türklere
karşı değildir.
Türkiye'nin saldırması
halinde savunmak
içindir.
12) Bir anlaşma olursa,
Türkleri 3 yıl içinde
Rumların seviyesine
çıkaracağız.
13) Mevcut hükümet ve
devlet Rum hükümeti ve
devleti değil, tüm
Kıbrıs Türklerinin de
meşru hükümetidir.
14) EOKA bir tedhiş ve
terör örgütü değil, bir
Ulusal Kurtuluş
Örgütüdür.
Bütünü ile Türk
düşmanlığı üzerine
kurulmuş olan Rum
propagandası ile, ancak
doğru tarih bilgisiyle
donanarak ve sorunun
tarihsel gelişimini çok
iyi bilerek mücadele
edebilir.
Salih Polat
KAYNAKÇA
1) İsmail, Sabahattin-;
150 Soruda Kıbrıs
Sorunu, Kastaş Yayınevi,
İstanbul 1998.
2) Mümtaz Soysal-;Aklını
Kıbrısla Bozmak,Bigi
Yayınevi,Ankara 1995.
3) Harp Akademileri
Komutanlığı
Yayınları-;Kıbrısın
Dünü-Bugünü-Yarını,İst.1995.
4) Kıbrıs Türkleri Web
Sitesi www.kıbrıs.gen.tr-;forsnet.
|